UBICINI, Abdolonyme:

Bu muazzam payitahtta (İstanbul) dükkan sahipleri namaz saatlerinde dükkanlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde senede dört hırsızlık vakası bile olmaz.

UÇAKAN, Mesut:

Hepimiz sonsuz karelerden oluşan bir filmin içindeyiz.

UÇAR, Zahide:

Kişinin eseri nüfus cüzdanı gibidir. Kimlik bilgilerini açıklar.

UGANDA Atasözleri:

Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler.

ULPIANUS, Domitius:

Hukuk, hayatın ilmidir. Hukuk şerefli yaşamaktır. Hukuk insanlık içindir. Hukuk var olmaya devam edecektir. (M.S. 160)

ULUĞ, Naşit Hakkı:

Milli devleti, Anadolu'nun yoksul bağrında, Ankara'da kurmuştuk. Devletin kurulduğu taş bina, Meclis binası, ikiyüz adım yukarıda, aynı tevazu içinde bir anıtımızdı. Oradan yedi düvele haykırmış ve karşı koymuştuk. Bu bina da iktisat zaferimizin siperi olacaktı. Genel Müdürlük, İdare Meclisi ve Ankara Şubesi bir araya sıkışacaktı; odalar yetmezse garajda bile çalışılacaktı ve nitekim öyle oldu. (İş Bankası'nın kuruluşundan bahsedilmektedir.)

ULUNAY, Refi Cevat:

Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız. (15.10.1920)

Anadolu'daki milliyetçi hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir. O alçaklara karşı çıkanlar islama, halifeye, padişahımıza unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır. (04.04.1920)

* * *

Anadolu'ya geçip mücadele etmekten söz eden Mustafa Kemal Paşa ile Refii Cevat Ulunay'ın 4 Şubat 1919 tarihinde İstanbul'daki evinde yaptığı mülakattan:

Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki:

- "Biraz daha oturun lütfen. Soracağınız sorular bitti mi?"

- "Bitti Paşam."

- "Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, istiklaline nasıl kavuşturulur diye bir soru sormanızı beklerdim."

- "Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün bu vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım."

- "Siz yine de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat yazmamak şartıyla. Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkansız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bugün herhangi bir teşkilatçı Anadolu'ya geçer de, milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir."

(Heyecanlanmıştım. I. Dünya Harbi süresince gücümüzü öylesine tüketmiştik ki, elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Savaşlardan sağ kalanların ise ayakta duracak halleri yoktu.)

- "Nasıl olur Paşam?"

- "Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de iç yüzleri var."

- "Nasıl Paşam?"

- "Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki, savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir? Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır. İtalya'nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta Anadolu'da başlayacak bir milli direnişle hiç biri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır."

- "Paşam, milli direniş, güzel, ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla? Maalesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız."

- "Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli bir hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur."

* * *

İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir. (31.08.1919)

Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak? (23.03.1920)

Türkler kendi güçleri ile adam olamazlar. İngilizler elimizden tutup bizi kurtaracak. (21.05.1919)

Yunanistan kısa zamanda Mustafa Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir. (08.09.1920)

UNAMUNO, Miguel de:

Başka yazarların neden bazı sözcükleri italik yazdığını anlayamıyorum. Sanırım o sözcüğe dikkat çekip önem artırmak istiyorlar. Halbuki, benim yazdığım her sözcük zaten önemlidir.

UNESCO:

Atatürk, bütün insanlık için gerçek bir onur simgesidir.

URAL, Şafak:

Öğrendim ki güç sahibi olmak hakimiyet kurmak; güçlü olmak ise, hakim olanı değil hakkı korumak demekmiş...

URGAN, Mina:

Ben sahip olduklarımın tadını çıkarmayı öğrendim hayatta. Sahip olamadıklarımın ve olamayacaklarımın acısına ise ayıracak zamanım yok. Hayat çok kısa.

"Çağımıza uymak zorundayız" palavrasına hiç mi hiç inanmıyorum. Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım?

URREGO, Gustave Francisco Petro:

Gelişmiş ülke, fakirlerin arabaya bindiği ülke değil, zenginlerin otobüse bindiği ülkedir.

US, Asım:

Fransa'nın dostlarına hitap ediyoruz; Suriye ve Lübnan'a bağımsızlık verildiği halde, aynı derecede hukuki duruma sahip olan İskenderun ve havalisi için "manda" şekli tasavvur edilmesi, uzlaşma yolunda bir ilerleme değil, tam tersi bir gerilemedir. Fransız devlet adamlarının bu işi böyle çıkmaza sokmaktaki maksatları acaba ne olabilir? Fransa'nın başına her nasılsa baş diye üşüşmüş olan bu efendiler, idare etmekte oldukları büyük Fransız milletinin, nasıl idare olunacağını bilemedikleri gibi, Hatay meselesiyle milli alaka güden yeni T.C.'nin haklarını müdafaa etmek için göstereceği fiili enerjiyi, takdirden uzak bulundurmamalılardır.

Üzerinde haklı olarak durduğumuz nokta şudur: Bu sütunlarda sık sık bahsettiğimiz bir gerçeği bir kez daha tekrar edelim. Fransa Hükümeti'ni müşkül vaziyete sokmak, T.C.'nin hiçbir zaman hatırından geçmez. Fakat T.C.'ne eski Osmanlı İmparatorluğu'nun bir devamı gözüyle bakılarak, ona karşı dejenere bir politika takip olunduğunu ve hala bu sevdada yaşayan diplomatların, siyasette hükümran olduklarını görürsek, bunun yalnız isabetsiz değil, aynı zamanda tehlikeli bir meslek olduğunu söylemekten de kendimizi alamayız. (21-22-23 Ocak 1937)

* * *

"Kurun Gazetesi"nde Asım Us imzasıyla yayınlanan ve gerçekte Atatürk'e ait olan beş makaleden alıntılardır.

USTINOV, Peter:

Bir başbakan sahneye çıkıp soytarılık yapsa yarım dakika beceremez, foyası ortaya çıkar. Ama bir soytarı, kimseye hissettirmeden yıllarca başbakan koltuğunda oturabilir...

Yoksulların savaşına terör, zenginlerin terörüne savaş denir.

UŞAKLIGİL, Halit Ziya:

Eserlerinde insanlık örnekleri yaratarak bunları bir olayın değişik evreleri arasında, şu ya da bu düşünce ve durum içinde yaşatarak düşündüren, hareket ettiren yazarlar; kendi kişiliklerinden sıyrılarak hayallerinde yarattıkları kişilerce emilir gibi onlardan biri olur. Onların egemeni yazarın yaratıcı düşüncesi, ruhu onun soluğudur. Bu kişilerde yaratıcının kendisinden bütünüyle soyutlayabilmesine pek seyrek rastlanır. Çoğunlukla bunların derileri altında saklanan asıl kişiliğin ta kendisidir.

UYAR, Tomris:

Biri geliyor,
hayatımıza bir makas atıyor;
o yaşadığımız bölüm,
bütünün dışına düşüyor.

UYAR, Turgut:

Bugün şiir üstüne konuştuklarımız, edebiyatımızın geleneği, olanakları, sınırları içinde dönenir. Ancak olup bitmişler, yapılmışlar üstünde düşünüp yargılara varabiliriz. Bir takım verilerdir düşüncemizi yeden. Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak, şiir üzerine yazılanlarla değil...

En iyi ben yenilirim; dosta, düşmana, aşka...

Her ömrün bir Eylül'ü vardır...

Herkes ne zaman ölür? Elbet gülünün solduğu akşam...

UYGUR, Nejat:

Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesleri susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar üzerime kapanacak; işte o zaman giderken tüm üzüntülerinizi yanımda götürerek size sadece kahkahaları bırakacağım.

Bu ülkenin esprisi koca koca adamlar üç genç fidana kıydığında bitti.

UZERLİ, Meryem:

Buda, Budist değildi. İsa, Hristiyan değildi. Muhammed, Müslüman değildi. Onlar sevgiyi öğreten öğretmenlerdi, onların dini sevgiydi.

UZUNER, Buket:

Kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz; adına ev, aile, akrabalar, töreler diyerek... Sonra bu duvarların arasında boğulup çıldırıyor; ancak yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz.