- A -

"30 Ağustos Zaferi", Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama "Türk Ulusu"nun burada kazandığı zafer kadar dünya tarihine yeni bir boyut kazandıran bir savaşı hatırlamıyorum. Yeni "Türk Devleti"nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, Devletimizin, Cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. (1924, Dumlupınar)

Acizler için imkansız, korkaklar için müthiş görünen şeyler kahramanlar için idealdir.

Adliyemizin emin olduğumuz yüksek gücü sayesindedir ki, Cumhuriyet, kaçınılmaz gelişimi işleyebilecek ve türlü şekil ve türdeki saldırılara karşı vatandaşın hukukunu ve ülkenin düzenini koruyabilecektir. (1930, TBMM)

Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar.

Aklınızı başınıza toplayınız. Ulusumuz ve yurdumuz için sakıncalı olan yabancılara vicdanlarınızı satarak yaptığınız alçaklığın ulusça yükletilecek sorumluluğunu göz önünde tutunuz. Güvendiğiniz kişilerin ve gücün sonunu öğrendiğiniz zaman kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.

Altı Ok: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik... (1937)

Amacımız ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü, aynı zamanda da tam egemenliğimizi elde etmektir. Bizi bu amaçtan alıkoyacak herhangi bir güce karşı savaşacağız.

Amazonların yurdu Sinop'tur. Tarihi ilişkiler içinde oldukları memleket te Kırım'dır. Bu iki memleket te bilinen tarihten çok eski günlerden beri Türk memleketleridir. Dünyada Türklerden başka hiçbir ulus "asker kadın" töresini bilmez. Türk kadını cesurdur. Gözü pektir. Hiçbir özellikte erkekten ayrı değildir.

Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda Reisicumhurlukla, Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.

Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz. Bu hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini isterim.

Asıl mücadele sahası, kadınlarımız için biçimde ve kılıkta başarıdan çok, asıl zafer kazanılması gereken alan ışıkla bilgi ve kültürle gerçek faziletle süslenip donanmaktır. (21 Mart 1923)

Asırlardan beri miras alınagelen zihniyetleri, adetleri ve ananeleri kökünden çıkarıp atabilmek için, itiraf etmeliyim ki, kolay bir şey değildir; müşkül bir meseledir. (2 Şubat 1923, İzmir - Kız Muallim Mektebi Edebiyat öğretmeni Nuriye Hanım'ın konuşmasına karşılık olarak...)

- B -

Bağımsızlığımız ve varlığımız için emperyalizme karşı yürüyoruz. Giriştiğimiz iş büyük, ağır ve o oranda şerefli ve şanlıdır. Ve bütün dünya şu uğursuz emperyalizm zulmünden kurtulmadıkça, bizim için hayat ve rahat ihtimali düşünülemez. Zulüm dünyası son günlerini ve son nefesini yaşıyor. Avrupa emperyalizmi karşımıza çıkara çıkara Yunan'ı çıkarabildi. Yunan'ı bozguna uğratmak yalnızca yüzbinlerce kardeşimizi cellat bıçaklarından almak değil, belki de bütün dünyanın kurtuluşuna, tarihin en büyük, en şerefli ve en şanlı hizmetini yapmak demektir. Türkler, ayaklanınız! (15 Temmuz 1920 tarihli "Hakimiyet-i Milliye'deki başyazısından)

Bağımsızlıktan yoksun bir millet, uşaklıktan öte bir gözle görülmeye layık olamaz!

Bana öteden beri "Başkanlık" ve buna benzer tekliflerde bulunanlar çok olmuştur. Siz gazeteciler ve efkar-ı umumiye bilmelisiniz ki, bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez. Benim gayem Türkiye'de, "Yeni Türkiye Cumhuriyeti"nde millet hakimiyetini egemen kılmak ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi, benim idealimi cidden rencide eden bir manada telakki ederim. Bu noktada şu veya bu tefsirlere giden sözlerin manasını, beni iyi tanımış olan Türk milleti, benden daha iyi takdir eder. (1938)

Basın, milletin müşterek sesidir.

Beceriksiz, aşağılık, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık olan Vahdettin kendisini kabul eden herhangi bir yabancının kanadı altına sığınabilir, ama böyle bir yaratığın bütün Müslümanların halifesi kimliğini taşıdığını söylemek kuşkusuz uygun düşmez!

Ben Anteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar yalnız Antep'i değil, Türkiye'yi kurtardılar.

Ben inkılap ruhunu Tevfik Fikret'ten aldım. Tevfik Fikret'in "Tarih-i Kadim"i yok mu, işte o, yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır.

Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hakim olabilir. (25.04.1915, Conkbayırı)

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir.

Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Biliyor musunuz Türk askeri nasıl harp eder? Ayağı, sırtı giyinik olmayabilir. Bazen gıdası bile az olur; fakat O, daima ileri gitmek ister ve o eğilimdedir. Ayağı aksar, yorgundur. Görürsünüz ki, yine yürür ve daima ileri gider. Sorarsınız, "İzmir'e gidiyoruz!" der. Askerimizin çoğu herhalde İzmir'e gitmek istediği için, deniz kıyısına varmadıkça kanmamış, durmamıştır. Çünkü O'na verilen emir: "Akdeniz!" idi. Türk askerinin sinesi yalnız kararlılıkla ve imanla doludur. O göründüğü gibi perişan değildir. O, kabuğu siyah ve içi bembeyaz olan kestaneye benzer. Yani: "Bir cevherdir." O'nunla sohbet ederseniz, O'nun mayasını, huyunu anlar görebilirsiniz; fakat biliniz ki, O, herkese açılmaz. Derdine yakın, derdini anlayan olarak çıkabilirseniz görürsünüz ki, cahil sandığın O "Mehmet" neler bilir, kalbinde ne büyük emeller, fikirler besler! Onun için iddia ediyorum ki: Harpte zafer, kararlı ve imanı kuvvetli olan tarafındır. Ve biz onunla zafer kazandık. (21 Ekim 1922, 'İstanbul Üniversitesi'ndeki gençlere hitaben yaptığı konuşmadan)

Bir "Cumhuriyet"i ve rejimi koruma kanunu neşredilmelidir. Bu kanunda bizzat "Cumhuriyet" aleyhinde olduğu gibi onun temellerini teşkil eden inkılap kanunları aleyhinde fiilen hareket veya harekete teşvik veyahut bu bapta söz ve yazı ile telkin, ağır ceza müeyyidelerine bağlanmalıdır.

Bir milletin başarısı; mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.

Bir milletin bireyleri düşünür olmadıkça, kitleler istenilen yöne çekilebilirler.

Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.

Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

Bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi, mutlak o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir.

Bir milletin ıslahı, kötülerin imhası ile değil; neslin eğitim ve terbiyesi ile mümkündür.

Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymetiyle ölçülür!

Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.

Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan mürekkep bir kütleye, medeni bir millet nazarıyla bakılabilir mi?

Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini müsamaha edelim de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?

Bir ulus, bir toplum yalnız bir kişinin çabası ile adımcık bile atamaz.

Bir vatana sahip olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.

Bir zaman gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkar edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve o kadar kuvvetlidir ki bu fikirler Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır; yine gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur.

Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız.

Biz, bu milletin bugünkü seviyesini yükseltmekle görevliyiz. Artık savaş dönemi bitti, ekonomi dönemi başladı. Arkadaşım Celal [Bayar] bunu çok iyi görüyor. Millete de göstereceğine inanıyorum. (1930)

Biz, büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir. Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim ve hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören gerçek alimler çıkabilir.

Biz, memleket ve milletimizin mevcudiyetini ve bağımsızlığını kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize tabi bulunuyorduk ve kendi kuvvetimize dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin aldatıcı vaatlerine aldanarak işe girişmedik.

Biz, milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız. Çünkü tarih, hadiseler ve müşahedeler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir. Özellikle bizim milletimiz, milliyetini ihmal edişinin çok acı cezasını çekmiştir. Osmanlı devleti içindeki çeşitli toplumlar hep milli inançlara sarılarak milliyetçilik idealinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler. Anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti, hissi, fikri ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim, bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.

Bizim görüşlerimiz, bizim prensiplerimiz herkesçe malumdur ki, Bolşevik prensipleri değildir ve Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve teşebbüste bulunmadık.

Bizim milliyetçiliğimiz, medeni dünyada onun esaslı bir unsuru olarak, insanlığın yücelip yükselmesine ve bütün dünyayı mutluluk ve refah içinde yaşatmaya yönelmiş bir milliyetçiliktir!

Bugün, bütün dünya milletleri, aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla, insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmelidir. Dünya'da ve dünya milletleri arasında sükun, dürüstlük ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Onun için, sevdiklerime ben, şunu tavsiye ederim. Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabii ilkin kendi milletlerinin varlık ve mutluluğunu isterler. Fakat aynı zamanda, bütün milletler için aynı şeyi istemelidirler. Bütün dünya olayları, bize, bu durumu açıktan açığa ispat eder; en uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için, insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir uzvu saymak icap eder; bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık var ise, bundan bana ne dememeliyiz; böyle bir rahatsızlık olursa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla meşgul olmalıyız. Bu olay, ne kadar uzakta olursa olsun, bu esastan şaşmamak lazımdır. İşte bu düşünüş insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır; bencillik, şahsi olsun, milli olsun daima fena telakki edilmelidir. O halde, konuştuklarımdan şu neticeyi çıkaracağım; tabii olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alakadar olacağız. Bir devlet ve milleti idare vaziyetinde bulunanların daima göz önünde tutmaları gereken mesele budur.

Bütün dünya bilsin ki, benim için yandaşlık vardır. Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum. Cumhuriyet, ahlaki erdeme dayalı bir iradedir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aralarındaki fark bundan ibarettir. (14 Ekim 1925, İzmir Kız Öğretmen Okulundaki konuşması)

Büyük çoğunluğu rençber ve köylüden meydana gelen milletimiz, Batı'nın emperyalizm ve kapitalizm mahkumiyetinden kendini kurtarabilmek için bunlara karşı birleşmiş olarak mücadele ve mübarezeye karar vermiştir ve bu kararını tatbik etmektedir.

- C -

Cumhuriyet, ahlaksal erdeme dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık ise korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir. (1925)

Cumhuriyet, fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister.

Cumhuriyet, fikri hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.

Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.

Cumhuriyeti, onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Bunu yüreklere yerleştirmek için elverişli olan hiçbir durumu kaçırmayınız!

Cumhurreisi'nin halk tarafından seçilmesi mahzurludur, vekillerin seçmesi en iyisidir. Nedenine gelince, yarın birisi çıkar ve "Beni halk seçti" diyerek krallığını ya da diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye girer! Tarihte örnekleri çoktur...

- Ç -

Çağdaş bir "Cumhuriyet" kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir!

Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.

"Çanakkale Zaferi", Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, "Çanakkale Muharebeleri"ni kazandıran bu yüksek ruhtur.

Çiftçilerimizin gayretiyle memleketimizin verimli tarlaları birer kalkınma kaynağı olacaktır. Şüphesiz bu kalkınma kaynaklarını dünyadaki düşmanlara karşı savunmak için de kıymetli bir ordumuz bulunacaktır.

Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı ve her koşulda yetişkinlerden daha özel olarak ele alınmalıdır.

Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin musikisi garp medeniyetinin musikisidir.

Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki; bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğumuzu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki, o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır. (17.12.1927, Ankara)

- D -

Dahili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan işbu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalıdır.

Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.

Diğer sahalarda pek açık olan ihtiyaçlara, durmadan ilgililerin dikkatini çekiyorum. Mesela 'umumi kültürü yükseltmek, bir taraftan memlekette ziraat işlerini yeni vasıta ve usullere göre düzenlemek, verimi arttırmak, diğer yandan da ölçülü bir programla muhtaç olduğumuz sanayii kurmak lazımdır' diyorum. Bunları imkan nisbetinde süratle tahakkuk ettirmek, tamamen mesuliyet ve ihtisas sahiplerinin işidir; oralarda benim ortaya atacağım yanlış mütalaalar vazife sahibini şaşırtabilir, tereddüde düşürür. Bu suretle mutlaka aksi tesir yaparak memlekete fayda yerine zarar getirir.

Dil, benliğimizin özüdür.

Din kavramı vicdansal olduğundan, parti, din ile dünya işlerini ve devlet siyasasını birbirinden ayrı tutmayı ulusumuzun çağdaş sosyallık yolunda ilerleyebilmesi için başlıca başarı etkesi görür.

Dinden maddi çıkar elde edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir. (1930-Aktaran: Kılıç Ali)

Diyarbakır çevresinde, İngiliz cereyanı ve İngiliz paralarına darbe vurmak elzemdir. Çünkü İngilizler, orasını herhalde devletten ayırıp, bir sömürge haline getirmek ve Kürtleri esarete koymak istiyorlar. Şimdi bütün politika ve yaranma çabaları, bunun etrafında dönüyor. (28 Temmuz 1919)

Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.

Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği Mehmetçiğinkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası Mehmetçiktedir. Mehmetçiğe kanaati, imanı, itaatı, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pak kalbi, düşmanı nihayet alt eden büyük gayreti için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim.

Dünyaya hakim olan milletleri idare edenler arasında, ne yazık ki, birinci derece devlet adamı çıkmıyor.

- E -

Efendiler, biz, tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. (17.12.1927, Ankara)

Egemenlik ve milli yönetim makamının "Türkiye Büyük Millet Meclisi" olabileceğini tarihi gerçeklere dayanarak açıkladım. (Hilafetin kaldırılması)

Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.

Eğer İsmet Paşa, hükümeti kurmayı kesin olarak çekinmiş olsaydı, Başvekilliği bizzat üzerime almaktan başka çare kalmazdı. Ya ben ya İsmet Paşa... (27.04.1931)

Eğitilmiş ve uzman anneler, çağdaş modern toplumu getirir.

Emperyalistler, Anadolu topraklarında kuşatılmıştır. Bu Anadolu topraklarında bizim masum milletimizin intikamı büyük olacaktır. Bilesiniz ki emperyalizm ağır bir mağlubiyeti mutlaka yaşayacaktır. (Kurtuluş Savaşı sırasında...)

Emperyalistleri kuşatıyoruz. Kuşatılacaklar... (Elini haritadaki Ankara üzerine koyarak) Bozkır Ankarasında bir gün bir ateş yanacak ve emperyalizm yok edilecektir!

Emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi safha safha, sefil bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğlu sıfatıyla vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.

Emperyalizm Anadolu topraklarında bozkırda yakacağımız ateşle mağlup olacak, ama asıl vazifeler de ondan sonra başlayacak. "Selanik Beyaz Kule"de arkadaşlarıma hep "İktisad-ı Milli"den söz etmişimdir. Emperyalistler kapitülasyonlarla Anadolu'yu tam bir müstemleke haline soktular. İşte büyük zaferden sonra biz de iktisadi devrim hareketine başlayacağız. Selanik'te de söylediğim gibi kapitülasyonlar zamanında saray ve çevresi zengin, halk yoksuldu. Buna son vereceğiz. "İktisad-ı Milli" ve "İktisadi Devrim..." Devrimlerimizden biri olacak!

En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan millettir. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.

En önemli nokta terbiye meselesidir!.. Terbiye'dir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır ya da bir milleti esarete ve sefalete terkeder!.. (22.09.1924)

- F -

Felaket başa gelmeden önce onu durdurma nedenleri ve savunmasının düşünülmesi gerekir. Geldikten sonra üzülmenin yararı yoktur.

Felsefe, kainat karşısında bir akıl davranışıdır. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da olamaz politikacı da olamaz. Felsefe temeli olmayan bir askerin savaşı kazanması mümkündür, ama 'anlaması' mümkün değildir. Benim, felsefe ile ne kadar aram iyi ise, filozoflarla da aram o kadar açık!.. Tuhaf görünen bir söz, ama bütün filozofların hastalığı her şeyi bir tek sebebe bağlamaktır. Benim prensibim, her olayı kendi kanunları içinde incelemektir. Ama bunu yaparken hiçbir zaman 'insanı' gözden kaçırmam.

Ferdiyet inkışafının mani karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin hududunu teşkil eder.

Fikirler cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez.

Fransızlar Suriyelileri adam yapmak istiyorlarmış. Fakat evvela kendileri adam olsunlar. Suriyeliler zeki, modern ve nazik insanlardır. Fransızların terbiyesine ihtiyaçları yoktur. (21-22.12.1937)

- G -

Gaye ve prensip itibariyle bizimle tamamen ortak olan "Türkiye İştirakiyun Teşkilatı"ndan maddeten ve manen hakkıyla istifade edebilmekliğimiz için, teşkilatın sadece "Büyük Millet Meclisi Riyaseti"yle irtibat tesis ve muhafaza eylemesi lazımdır. Türkiye dahilinde tatbik edilecek her türlü teşkilat ve inkılaplar ancak bu kanal vasıtasıyla yapılabilir.

Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.

Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.

Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.

Gerek şahsen ben ve gerekse bütün mesai arkadaşlarım çoğunluğu rençber ve köylüden ibaret olan milletimizin bağımsızlığını tesis ve temin yegane gayesini takip etmekteyiz.

Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil; bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki, hiçbir zaman ve hiçbir kişi buna izin veremez!

- H -

Hakikaten bu gençler (Ankara Subay Adayları Talimgahı Mektebi'nden dört aylık sıkı eğitimden sonra ilk mezun olanlar) başlarında subayları ve öğretmenleri oldukları halde buraya gelmişler ve burada fedakarlığın maddi bir misalini vücuda getirmişlerdir. Bundan dolayı esasen takdire ve tebriğe değerdir. Ordumuz, hayat ve haysiyet mücadelesinde, milletin ve milletin gayelerinin yegane dayanağıdır. Orduda inzibatın yegane tecelli vasıtası aydın, kahraman, fedakar subaylardır. Şu fevkalade ahval ve şartların heyecanlarıyla, gayeleriyle yetişecek olan genç subaylarımız, bize bağımsızlık için daha kuvvetli ümitler bahşedeceklerdir. (1 Kasım 1920)

Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir!

Hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, kudretle, zorla alınır. Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardır. Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek, hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir. Konumuz millete saltanatı bırakmak ya da bırakmamak değildir. Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir. Bu derhal olacaktır. Meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur. Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

Halkını cehalet ve sefalete teslim eden yöneticiler yok olmaya, cehalet ve sefalete sürükleyen yöneticileri seçen halk ise köle olmaya mahkumdur.

Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?

Harp, zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir cinayettir.

Hatay nedir? Küçük bir şey... Bize verin demiyorum, ihtiyacımız yoktur. Mesele, benim için bir namus meselesidir. Mesele, Suriye ile aramızda kalınca binbir dostluk yolları ile uyuşuruz. Fransızlara veremem. Açık söylüyorum, "Türkiye Cumhuriyeti" Hatay'ı Suriye'den değil, Fransızlardan almıştır.

Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün bir vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz!

Hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir. Bizim lisanımızda buna irtica derler.

Hayattaki en büyük servetim Türk olarak doğmaktır!

Haydi diyelim ki ben Başkanlık gafletine düştüm. Vekaletlerin yürütmekte oldukları işlerin büyük kısmı bilgi ve ihtisas isteyen konular olduğuna göre... Benim ortaya atacağım yanlış mütalaalar vazife sahibini şaşırtabilir, tereddüde düşürür. Bu suretle mutlaka aksi tesir yaparak memlekete fayda yerine zarar getirir. (1938)

Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin (Osmanlı'nın) zararıyla, Türkiye'nin (Osmanlı'nın) geriletilmesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran gelişmelerin hepsi, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye (Osmanlı) varlığını sürdürseydi, İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye (Osmanlı), Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrad'da yenilmeseydi, Avusturya-Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir. (6 Mart 1922 - TBMM Gizli Celse Zabıtları 3. Cilt)

Her fabrika, bir kaledir.

Her şeyden evvel bilgisizliği ortadan kaldırmak lazımdır. Bu sebeple maarif programımızın, maarif siyasetimizin temel taşı, bilgisizliğin giderilmesidir. Bu giderilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışırken, diğer taraftan toplumsal hayatta bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lazımdır. Hanımlar, beyler! Katiyen bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. (27 Ekim 1922)

Hiçbir millet diğer bir millete egemenlik ve bağımsızlık vermez! Kuvveti olmayan milletlerin egemenlik ve bağımsızlığı gasp olunur. Kuvvet, ordudur!

Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız ve memleketi kurtaracağız!

Hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.

- İ -

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, O'nu "ben" kelimesiyle ifade edemem; O ben değil, bizdir! O, ülkenin her köşesinde yeni düşünce, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal O'dur!

İkili anlaşmalar taraflardan birinin esareti ile sona erer! (28 Ekim 1938)

İktisadi vaziyetimizi, askeri vaziyetimizden ve siyasi vaziyetimizden ayrı bir vaziyetmiş gibi görmek vahim bir hatadır.

İnsanlar ancak emelleriyle düşüncelerinin ne olduğunun onlara anlatılmasıyla yönlendirilebilir ve yönetilebilir. İnsanları istediği gibi kullanan kuvvet; düşünceler ve bu düşünceleri onlara anlatıp tanıtan ve toplumun geneline yayan kimselerdir. Düşüncenin özelliği de hiçbir karşı çıkışın bozamayacağı mutlak bir biçimde kendi kendini kabul ettirmektir. Bu ise, düşüncenin yavaş yavaş duygularla bütünleşerek inanca dönüşmesiyle mümkündür. Ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmak için bütün diğer mantık ve akla vurma yöntemlerinin hükmü olamaz.

İşte, mazlum bir milletin intikamını böylece almış olduk. Bize teslimiyeti imzalattılar ama biz milli mücadele ve Anadolu ihtilalini kazanarak o teslimiyet belgesini yırtıp attık! (Fahrettin Altay Paşa'ya hitaben ve Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle ilgili olarak - 30.10.1918)

İttihatçıların çok kusurları ve yanlışları olabilir; ancak, vatanperverlikleri münakaşaların üstündedir.

- K -

Kadın meselesinde cesur olalım, kuruntuyu bırakalım, açılsınlar, onların zihinlerini ciddi ilimler ve fenler ile süsleyelim, şeref ve gurur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. (1918, Viyana-Karlsbat)

Kadında süslenme; ışıkla, bilgiyle, kültürle ve faziletle olur.

Kadınımızın, kızımızın yeri medeniyetin emrettiği, medeniyetin getirdiği yeniliklerin yeridir.

Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar.

Kadınlarını geri bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdurlar.

Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisine sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulmaz. Korkuya dayalı egemenlik sürekli olmaz. Böyle bir egemenlik ve hatta diktatörlükle ancak iktidar olunur; o da geçici bir zaman için... Benim her emrim yapılır, çünkü benden yapılmayacak emir çıkmaz! (Asıf İlbay'ın anılarından...)

Kendi kişisel çıkarları için yabancılarla işbirliğine giren ve gücünü halktan almayan küçük bir azınlığın dışındaki tüm güçler aralarındaki etnik, dini ve siyasi ayrımları erteleyerek ulusal kurtuluş mücadelesi yolunda birleşmelidirler. (1921 / İrade-i Milliye)

Kitapsız yaşamak kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.

Kubilay Bey şehit edilirken mürtecilerin gösterdikleri vahşet karşısında, ahaliden bazılarının onlara alkışla destekte bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir.

Kuvveti olmayan milletlerin egemenliği ve bağımsızlığı gasp olunur. Kuvvet ordudur!

- L -

Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)

Liderlik; halkı ayrıştırmak değil, kaynaştırmak ve bir arada tutmayı başarmaktır!

- M -

Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır.

Memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir!

Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise bir çiftçi ailesini geçindirebilecek toprağın, hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir maliyet alması, büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgesinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınıflamak lazımdır. (1 Kasım 1937, TBMM Açış Konuşması)

Millet Meclisi'nde bana ne kadar karşı koyan olursa olsun, o Meclis büyük Türk milletinin temsilcisi oldukça, bana lazımdır. Ben milletin adamıyım. Onun sağduyusu dışında hareket eden adam durumuna asla düşmem.

Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur.

Milletimizin kat etmeye mecbur olduğu merhaleler büyüktür, ulaşılması zaruri olan hedefler çoktur. Mutlaka bu merhaleler kat olunacak, en nurlu hedeflere varılacaktır. Onun için birbirimize vereceğimiz işaret; ileri, ileri daima ileridir.

Milletin bağımsızlığını yine milletin kararı kurataracaktır!

Milletin umumi eğilimi, benim şu veya bu zaruret karşısında Başvekil olmamı icap ettirirse, bu vazifeyi kemal-i tevazu ve minnetle yapmaya hazırım. Bu takdirde benim aynı zamanda Reis-i Cumhurluğu üzerimde bulundurmamın kanuni imkanı elbette yoktur.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, yok olur. Milletin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Muharebeyi iyi yapabilmek için harbi gözden kaçırmayacaksın! Gözden kaçırdın mı 'muharebeyi' belki kazanırsın, ama 'harbi' kaybedersin.

Musul, bizim için çok kıymetlidir; birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi, bunun kadar mühim olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti teşkil etmek istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim sınırımız dahilindeki Kürtlere de sirayet edebilir. Bu fikre engel olmak üzere sınırı güneyden geçirmek lazımdır. (16 Ocak 1923, İzmit - Gazetecilere yaptığı açıklamadan)

Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.

- N -

Namus kılıcın keskin ağzındadır. Ya o yana, ya bu yana. Kılıcın keskin ağzının namussuzluk yanına düştüler mi artık namus çok gerilerde kalmış demektir ve hesap verirler. (Mondros sonrası)

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılamaz.

- O -

Ordu istemeyen ve ordunun yüklediği maddi-manevi fedakarlığı göze alamayan bir millet esirlik zincirini kendi elleriyle boynuna geçirir.

Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!

Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır.

Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının "Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın?" diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç menbam oldu. Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.

- Ö -

Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır.

- P -

Padişahlıktan yeni kurtulduk. Başınıza gelecek yeni padişahlar aramayın!

- S -

Saltanat-hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği, alçakça tedbirler araştırmaktadır.

Samimiyetin dili yoktur. O, gözlerden anlaşılır.

Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir.

Sarayların içinde Türk'ten farklı unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhinde yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir.

Savaş, nihayet meydan savaşı sadece karşı karşıya gelmiş iki ordunun çarpışması değil, milletin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin bütün varlıklarıyla, bilim ve teknik alanlarındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle; kısacası bütün maddi ve manevi güç ve nitelikleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. Bu alanda milletlerin gerçek güç ve kıymetleri ölçülür.

Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz kutsal Ramazan ayı içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız!

Siz [İsmet İnönü], bildiğiniz gibi hükümet işlerinizi yürüteceksiniz; ben de Mühürcübaşınız olacağım, öyle mi? Başvekil demek 'dokunulmazlık demek' değildir! Elbette yaptığınız işler tenkit edilecektir. Beğenmediklerimi ikaz edeceğim, düzelteceksiniz. Sizin göreviniz budur!

Sovyetler Birliği'ne karşı asla bir saldırı politikası gütmeyeceksiniz. Doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Sovyetler'e yöneltilmiş herhangi bir antlaşmaya girmeyecek ve böyle bir antlaşmaya imza koymayacaksınız.

Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.

Suriyelilerin ordusu yoktur. Fakat bizim ordumuz kafi. Söz veriyorum: İcap ederse girerim ve sonra yine çıkarım. Temenni ederim ki, buna mecbur olmayalım. Suriyeliler, bir kere tutununuz, ordu yapınız! Korkmayınız! Bir şey yapamazlar. Kuvvet kullanmaz iseniz her şey yaparlar. (Bugün toprak bütünlüğünü kahramanca savunan Suriye, Fransızlardan bağımsızlığını da "ordu yaparak" sağlamıştır.)

Suriye'nin birçok şehirlerinde yaşadım. Daha sonra kumandan olarak da bulundum. Bütün kabahat "Osmanlı İmparatorluğu"ndadır. "Balkan Harbi" sonunda "Gelibolu"da idim. Ben Talat Paşa'ya teklif ettim. "Suriye'ye, Irak'a bağımsızlık veriniz" dedim. Talat Paşa, "Bunu başkasına söyleme, seni asarlar" dedi. Fakat yapılacak şey bu idi. Eğer yapılsa idi bugün Türkiye, Suriye ve Irak, ki zaten kardeştirler, bugün daha samimi kardeş olacaklardı, bağımsız Suriye, Irak ve Türkiye...

- Ş -

Şaşarım o efendilerin aklı perişanına... Hep biliyoruz ki, memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri de budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir?

Şüphe yok yükselme adımları, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerekir. Böyle olursa inkılap muvaffak olur. Memnuniyetle görmekteyiz ki bugünkü gidişimiz ihtiyaçlara yaklaşmaktadır. Herhalde daha cesur olmak lüzumu açıktır.

- T -

Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922)

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.

Tarihimizi tetkik ediniz: Türk'ün çektiği bütün felaketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, milli varlığını ihmal ederek; nereden geldikleri, ne oldukları ve hangi nesle mensup bulundukları belirsiz bir takım kimseleri, kendilerine reis tanıyarak onların şuursuz bir vasıtası olmak mevkiine düşmüş olmasındandır.

"Toros Dağları"nın tepelerinde tek bir Türkmen evinin bacası tüter halde kalmış ise, ben bu milletten umudumu kesmem; bayrağımı göğsüme sarar, milletimin istiklali uğruna ölürüm!

Türk demek Türkçe demektir. Milliyetin en bariz vasıflarından biri dilidir. Türk her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.

Türk devletinin dayandığı esaslar tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenlikten ibarettir. Tam bağımsızlık denildiği zaman siyasi, mali, askeri, iktisadi ve her konuda tam bağımsızlık kast edilmektedir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılamaz!

Türk inkılabı denildiği vakit, bunun kadının kurtuluş inkılabı olduğu beraber söylenecektir. Şimdi almakta olduğumuz teşebbüs, bu kurtuluş istikametinin tamamlanması, sonuçlanması ve en verimli hale getirilmesidir. (09.12.1934)

Türk milletine taarruz eden düşman, önce Türk subayını aşağılamak ister. (31.07.1920, Afyonkarahisar)

Türk neferi kaçmaz, kaçmak nedir bilmez. Eğer Türk neferinin kaçtığını görmüşseniz, derhal kabul etmelidir ki onun başında bulunan en büyük kumandan kaçmıştır!

Türk; övün, çalış, güven!

Türk ulusu güçlükleri ulusal birlik ve beraberlikle yenmesini bilmiştir.

Türk vatanperverliğinin birinci ayırıcı vasfı, vatan müdafaası daveti karşısında her işi bırakarak silah altına koşmaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti "Ya İstiklal Ya Ölüm" ahdiyle yetişen ilk bağımsızlık subaylarının ordu ve milletimize takdim ve emanet olunduğunu görmekle bahtiyardır. (1 Kasım 1920, "Ankara Subay Adayları Talimgahı Mektebi"nden ilk mezun olanlar için yapılan törendeki konuşmasından)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti devrimcidir.

Türkiye Cumhuriyeti, gayet açık konuşmak mecburiyetindedir. Ben söylüyorum ki, İslam alemi ve Suriye milleti ve devleti tamamıyla ve katiyen bağımsız olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin arzu ettiği şey, Suriye'nin bağımsız bir devlet olmasıdır. İsterlerse Suriyeliler bizimle dost olurlar veyahut olmazlar. Bu onların bileceği bir şeydir. Fakat Fransızlar bunu istemiyorlar, Suriye'yi kıskıvrak ellerine almak istiyorlar. (21-22.12.1937)

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin emir ve isteğini yapmak, insan olmak için yeterlidir.

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına "Türk Milleti" denir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin en tehlikeli düşmanı, siyasi düşünceye dönüşen irtica, yobazlık ve şeriat bağnazlığıdır.

Türkiye halkı asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı hayatın şartı kabul etmiş bir ulusun kahraman çocuklarıdır. Bu ulus bağımlı yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (İzmit, 1922)

Türkiye'de tek kimlik Türklük'tür efendiler!

Türkler, "Cumhuriyet"in muhafazasına, vatanın gelişmesine ve milletin medeniyet ve yükselme yolunda mesaisine mani olmak isteyeceklerin mahkum oldukları felaket ve hüsranı kati olarak ispat etmişlerdir. Muhakkaktır ki, milletimiz takip ettiği kurtuluş ve mesai yolunda ilerlemekten başka bir hal kabul edemez. Şeyh Sait İsyanındaki bastırma harekatının birinci derecede muvaffakiyet sırrı, vatandaşların gösterdiği bu idrak ve candan atılış oldu ise, "Cumhuriyet"in maruz kalabileceği herhangi bir ihtimalde de yine birinci muvaffakiyet etkeni seferberlik davetine derhal ve bir an kaybetmeksizin icabet etmek olacaktır. Vatandaşlarım! Türk vatanının gelişmesi, bütünlüğü ve her tehlikeden korunmuşluğu bir seferberlik davetine derhal icabet etmektedir. Bu düsturu yetişmişlerimizin ve yetişecek evlatlarımızın daima hatırında bulundurmalıyız!

Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü, Gaziantepliler'i kahramanlık örneği olarak alabilir.

- U -

Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.

- Ü -

Ülke mahvolacak derecede bir bölünmeye uğrar ve hükümet ile meclis de bunu kabul ederse, millet hiçbir şey dinlemeden isyan etmelidir.

Ülkesini, yüksek istikbalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

- V -

Vazifeye atılmak için, içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!

- Y -

Ya istiklal ya da ölüm!

Yabancı bir devletin güdümüne girmeyi istemek, güçsüzlüğü ve uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir!

Yeni Türkiye devletinin yapısının özü milli hakimiyettir, milletin kayıtsız şartsız hakimiyetidir. Bir milletin hakimiyetini idrak etmiş olabilmesi ve onu emniyetle muhafaza altında tutabilmesi, bir takım özel vasıflara ve üstün terbiyeye sahip olmasıyla mümkündür. Bir milletin ki, siyasi terbiyesinde, toplumsal terbiyesinde, vatanperverlik sevgisinde noksan vardır, öyle bir millet hakimiyetini lüzumu derecede kuvvetle elinde tutamaz.

Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.

Yüksek bir insan topluluğu olan Türk milletinin tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

Yüzyıllardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; yalnız bir tek şeyi düşünmemişlerdir, Türkiye'yi! Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararlardan ancak Türkiye'de Türkiye'den başka bir şey düşünmemek suretiyle telafi edebiliriz.

- Z -

Zannediyorum ki, milletin bütün fertlerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla teşebbüs görüldüyse, bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir teşebbüstür. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı, şimdiki teşebbüslerin hiçbiri olamazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslarda toplayan ve yoğunlaştıran, milletin zaferlerini ve büyüklüklerini yalnız şahıslara atfeden zihniyet eski idarelerin sistem ve usul meselesinden kaynaklanıyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin teşekkül mahiyeti sırf bir şahsın menfaatlarını ve arzularını tatmine yönelik idi. Şahısların bu arzu ve emellerinin hizmetinde olan millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden katiyen hissedar olamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete atfolunurdu. Bugün bu hal mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi cihana göstermişse, fazlalık bende değil, mevcut şeklin mahiyetindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkiye çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz. Fakat bana karşı söylediğiniz sözlerin asıl samimiyeti, bana karşı gösterdiğiniz harekatın asıl ciddiyeti, ancak bugünkü idare şeklinin muhafazasında göstereceğiniz kahramanlıkla sabit olacaktır. (23.03.1923, Afyon)

ANDIMIZ

Türk'üm; doğruyum, çalışkanım.
Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu ve milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Atatürk İçin Neler Dediler:

Altmaier, Peter:

Atatürk tarafından kurulan büyük ve onurlu bir Türkiye daha açık ve demokratik bir toplumu kaldırabilir ki böyle bir ülke birçok Ortadoğu ülkesi ve dünyadaki birçok Müslüman için örnek oluşturabilir.

* * *

Anonim (Söyleyeni Bilinmiyor):

Sadece büyük bir lider, geleceği küçük kalplere emanet eder.

* * *

Aristide, Jean-Bertrand:

Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamış ve O'nun ilke ve düşüncelerini uygulamış olmaktan dolayı mutluyum.

* * *

Aspinall-Oglander, Cecil Faber:

Türklere ne mutlu idi ki, 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal'den başkası değidi. Ve kadere hakim olan bu adam, derhal etkin bir komutan kudret ve yeteneği gösterdi. Düşmanın Conkbayırı'na doğru ilerlediğini işitir işitmez, bunun sahte bir harekat olmayıp kuvvetle yapılan ciddi bir taarruz olduğunu anladı. Bu hücumun Türk savunmasının tam kalbine karşı bir tehdit oluşturduğunu derhal değerlendirerek, savaşa bir tabur değil, bütün alayı atmaya karar verdi.

* * *

Baykam, Bedri:

Yaşadığımız dünyada Atatürk'ün değerini bir kez daha anlıyoruz. O'nun temel felsefesinde, laiklikte din, dil ve ırk ayrımı yoktur.

* * *

Churchill, Winston:

Atatürk sağ olsaydı, dünyanın görüntüsü bugünkünden çok başka olurdu. Keşke sağ olsaydı da, biz o büyük adamın izinden gidebilseydik.

--------

Şu anda mağlubiyeti bütün damarlarımda hissetmekteyim. Çok üzgünüm!.. Oldukça mutluydum, umutluydum. Daha düne kadar "Çanakkale bizimdir" diyordum. Çünkü bu savaşı kazanmak için askeri, parayı, cephaneyi, her şeyi hesaplamıştım. Hepsinde çok üstündük. Mutlaka yenecektik. Yalnız bir şeyi hesaba katmamışız: Mustafa Kemal'i... Bağrımda İngiliz gururu olmasa Türkleri alnından öpmek, onları ayakta alkışlamak isterdim.

* * *

Clinton, Bill:

Bugün millenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü O, yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir.

* * *

Dodd, Clement Henry:

Atatürk Devrimi, insan haklarına ve halk egemenliğine dayalı bir devrimdir. Bu devrimde totaliter bir siyasal görüş hiçbir zaman görülmemiştir.

* * *

Farrere, Claude:

Atatürk'ü sizler layıkıyla takdir edemezsiniz. Büyüklüğünü gereği kadar ölçemezsiniz. O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar, bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için O'na uzaklardan bakmak gerekir.

* * *

Gandhi, Mahatma:

Şimdi mazlum ve tutsak uluslar artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptir. Mustafa Kemal'in utkusu, Dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır! (30 Ağustos Zaferi'nden yalnızca 8 gün sonra...)

* * *

George, David Lloyd:

1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı David Lloyd George, "İngiliz Parlamentosu"nda kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır:

- "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi?" (David Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)

* * *

Hirsch, Ernst:

Atatürk adında bir şahıs hukuki anlamda, artık mevcut değildir. Dolayısıyla O'na yasa yoluyla da bir imtiyaz sağlanması söz konusu olamaz. "Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" yolu ile ceza hukuku normlarıyla korunması öngörülen hukuki varlık ve şahıs olarak Atatürk değildir. Burada korunmak istenen "Türkiye Cumhuriyeti"nin kurucusuna karşı Türk milletinde genel olarak, yaygın bulunan hayranlık ve saygı duygusudur. İşte ceza tehdidi altına konulmak istenen davranışlar, halkın içinde yaşamayı sürdüren bu saygı duygusunu, yani merhumun anısını zedelemeye müsait davranışlardır. Bu kanun ile bu olağanüstü şahsiyetin anısını koruma konusunda ben de karınca kararınca bir katkıda bulunabildim.

"Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun"a karşı çıkanlar, Ticanilere ve bunların saldırılarına besledikleri sempatiyi, birtakım anayasal endişelerin arkasına saklamaya çalışmaktadırlar. (1951)

Atatürk'ün bedenen ölmesi, bütün halkı, bütün tabaka ve çevreleri sarstı. Sanki gerçekten de bütün Türklerin babası ölmüştü. Atatürk'ün naşını içeren lahdin önünden son saygı görevini yerine getirmek amacıyla geçen insan kalabalığı öylesine muazzamdı. Cenaze alayının geçtiği kilometrelerce uzunluktaki caddeler boyunca gözyaşları içinde hıçkıran insanlar duruyordu, bütün pencereler, bütün evler ağlayan insanlarla doluydu. Kortejde yürüyen bizler için, sanki bütün İstanbul bir sel gibi akmış gelmiş ve ağlayan bir duvar oluşturmuştu. 1938 yılının o Kasım günündeki gibi içten bir halk yasını ne daha önce yaşamıştım ne de daha sonra, bir daha böyle bir şeye tanık olmadım.

* * *

İkbal, Muhammet:

Başlangıçta küçük bir kıvılcım idik,
Atatürk'ün bakışıyla güneş olduk, dünyayı fethettik.
Atınızı şaha kaldırın, bırakın istediği yere gitsin dedi,
Biz hesaplı adım attığımızı sanarak defalarca yenilmiştik...

* * *

İlhan, Attila:

Türklerde, kurtuluşu Doğu'da gören ilk ihtilalci Mustafa Kemal idi.

* * *

Kılıç Ali:

Gazi bizim Gazimiz, kainat ve insanlığın ulu Gazisi... Gaziantep'in yüreğinden coşan sesi dinliyor musun? Bu ses, tek ses olarak neden senin büyük yüreğine akıyor? Gaziantep seninle yeniden kuruldu, çünkü sana inandı, bağlandı. Sana inanan, sana bağlanan kendi varlığına inanır. Hakka inanır, sonsuzluğa bağlanır. Sen her şeysin, Gazisin. Büyük Türk'ün bizzat kendisisin, özüsün, kütük adın Gazi Mustafa Kemal'dir. Fakat doğuş adın, tarih adın, asıl adın Türkiye'dir.

* * *

Körpınar, Mehmet Ali:

Her kim ne yaparsa yapsın, bizlere padişaha kul olma yerine, bağımsız ulus ve özgür vatandaş olma bilincini aşılayan yüce önderimize duyulan sevgi ve saygı, sonsuza kadar kalbimizde ve benliğimizde yaşayacaktır.

* * *

Ludwig, Emil:

Gazi Hazretleri ile görüşmem o kadar kıymetlidir ki, bunu bir-iki kelime ile sınırlama imkanı yoktur. Bütün dünya Gazi Hazretleri'nin yalnız faaliyetini bilir. Fakat ben kendileri ile görüşürken, dünyanın meçhulü olan diğer bir meziyetini keşfettim. Gazi Hazretleri eylem adamı oldukları kadar da bir düşünürdürler.

* * *

Mango, Andrew:

Ben tarafsız olduğuma inanıyorum. Ama Atatürk karşısında tarafsız kalamıyorum.

* * *

Mengi, Güngör:

Atatürk, yerel bir başarı hikayesi değildir. O, evrensel ölçülere bile sığmayan bir kahramandır.

* * *

Moorehead, Alan McCrae:

25 Nisan sabahı Anzakların tam Conkbayırı'nı işgal edecekleri sırada Mustafa Kemal ortaya çıktı. Eğer Boğaz'a hakim tepeler ele geçirilebilseydi o takdirde Türk savunmasının ta kalbine çok ciddi, hatta hayati bir darbe indirilmiş olurdu. O gün Mustafa Kemal, içinde taşan bir sergerdelikle, hatta zaman zaman bir çılgınlıkla savaşmıştı. Devamlı olarak ön saflarda çarpışmaktaydı.

* * *

Nehru, Jawaharlal:

Tükenmiş, çökmüş görünen bir ulusun yeniden doğuşuna en çarpıcı örnek Türkiye'dir. Bunun onuru, büyük ölçüde, her şey kendisine karşı görünürken, boyun eğmeyi reddeden kahraman lider Mustafa Kemal Paşa'dır. Kemal Paşa, sadece ülkesini özgürleştirmekle kalmadı, modernleştirdi, tanınmaz ölçüde değiştirdi. Saltanata ve hilafete, kadının dışlanmasına ve eski adetlere son verdi. Zaferden sonra muazzam bir itibar kazanmış olmasına rağmen dikkatli hareket etti, çünkü bir halkı uzun süreden beri gelenekler ve din temelinde yükselen eski alışkanlıklardan çekip almak kolay değildir.

* * *

Osmanoğlu, Ertuğrul (Sultan Abdülhamit'in Torunu):

Bir şeyi unutmayın. Eğer Mustafa Kemal Paşa olmasaydı hiçbirimiz olmazdık. Yaptığı devrim belki hanedan için kötü oldu ama Türkiye O'nun sayesinde var. Siz, ben, hepimiz varlığımızı O'na borçluyuz.

* * *

Özakman, Turgut:

Avrupa'da ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan vardır. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder vardır. Ama yokluk, yoksulluk içinde ikisini birden başarmış tek bir kişi vardır: Atatürk... Sıfır imkanla işgal edilen vatanını kurtarmış, emperyalizmi ve yardakçılarını yenmiş, ükesini tam bağımsız yapmış, bununla kalmamış milletini çağdaşlaştırmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, halkını uyandırmak, kalkındırmak için devrimler gerçekleştirmiş, bir doğu ülkesinde demokrasinin kapısını açmış böyle bir önder, bilge, millet atası hiçbir ülkenin tarihinde yer almıyor. Yabancılar işte bu yüzden Atatürk'e saygımızı anlayamıyorlar.

* * *

Roosevelt, Franklin Delano:

Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.

* * *

Sadık, Muhammed:

Mustafa Kemal Atatürk'ün etkisi Türkiye'nin sınırlarını aşarak çok uzaklara erişmiş ve sömürü tutsaklığı altında inleyen herkese esin kaynağı olmuştur. O, yeni bir uyanışın kapısını açmış, Asya'da özgürlüğü başlatmıştır. Türkiye'deki kurtuluş akımıyla Ankara'da sömürgeciliğin ölüm çanlarını çaldırmıştır.

* * *

Salman, Tansu:

Büyük Önder Atatürk, aşmak zorunda kaldığınız çetin ve köklü zorluklara karşı verilen mücadeleyi örnek alarak barışa, özgürlüğe ve laik düzene ulaşmak için akıl ve bilim rehberliğinde ilkelerinizi benimseyerek yol almaya çalışıyoruz. Ülkemize ve tüm insanlığa miras bıraktığınız Cumhuriyet değerlerinin bilincinde olarak çağdaş uygarlık düzeyinde kazandırdığınız devrimlere sahip çıkacağımıza söz veriyoruz.

* * *

Soyak, Hasan Rıza:

Atatürk, "Birinci Dünya Harbi"nden sonra Avrupa'nın muhtelif memleketlerinde, bir takım şeflerin ortaya attıkları ideolojilerle onların tabii neticesi olarak meydana gelen idare sistemlerinin şiddetle aleyhineydi.

* * *

Sütçü İmam Ali:

Her kim ki Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye aleyhine fetva verip düşmanlık yapar, bilin ki onların damarlarında kafir kanı akar!

* * *

Süvari Yakup Çavuş:

Düşman sadece Yunan değildi; İngiliz'i vardı, Yunan'ı vardı, Fransız'ı vardı, İtalyan'ı vardı, Rus'u vardı... Vardı da vardı, bizimse bir Allahımız bir de Paşamız vardı.

* * *

Townshend, Charles:

Ben şimdiye kadar onbeş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.

* * *

Türker, Masum:

Milletimizin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde dünya tarihine de damgasını vuran Ulu Önder Atatürk, sadece Türk insanının değil, dünyanın da saygı duyduğu bir lider olarak tarihteki yerini almıştır. Atatürk'ün fikirlerine, düşüncelerine, ilkelerine ve ülkemize armağan ettiği Cumhuriyet'e sahip çıkmak, her Türkiye vatandaşının temel sorumluluğudur.

* * *

Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet:

Eğer Atatürk "Kurtuluş Savaşı"nda ve daha sonra yanılgıya düşerek tarihsel fırsatları iyi kullanmasaydı, bugünkü bağımsız "Türkiye Cumhuriyeti" yer yüzünde olamazdı. Bunu görmemek için ya bilinçsizlik içinde ya da Türk vatanına ve O'nun çocuklarına karşı beslenen korkunç kin ve düşmanlığın oluşturduğu ahlaksal bir körlük içinde bulunmak gerekir!

* * *

Yüksel, Zekiye:

Kadının hiçleştirilmesi, aydınlık düşmanlarının karanlığı, Atatürk'e hayranlığımı her geçen gün kat be kat artırıyor.

* * *

Düz Yazılar

Atatürk'ün Ölümünden Sonra...

Sene 1938, 10 Kasım... "İstanbul Üniversitesi"nde saat 9'u 5 geçe meşum haber duyulmuş... Bir Alman profesör var, "Hukuk Fakültesi"nde, O da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi girmesin mi, bir türlü karar verememiş. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelmiş. Kalkıp rektörün yanına gitmiş. Aralarında şu konuşma geçmiş:

- "Efendim, mütereddidim. Acaba ne yapsam?"

- "Sizde büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın."

İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

- "Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki..." demiş!

* * * * *

Delilik

Mazhar Osman, Atatürk ile görüşmektedir. Bir ara Atatürk sorar:

- "Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey?"

- Gazi Paşam, az da olsa herkeste bir parça vardır" deyince Atatürk:

- "Ne demek istiyorsun, bende de mi var?"

Hoş sohbet ve sözünü esirgemeyen biri olan Mazhar Osman:

- "Ohoooo... Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim, yedi cihana kafa tutmak, akıllı adamın yapacağı iş mi?"

Atatürk bu yanıta dakikalarca güler.

* * * * *

Yenmeyen Tavuk

O gün Duatepe'de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört-beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu.

Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, ben, Kazım Bey (Özalp) sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu), Salih Bey (Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey'e (Özalp) dönerek:

- "Erlere yiyecek ne verebildiniz?" dedi.

 Kazım (Özalp) Bey şaşırdı, durakladı; Kurmay Başkanı'na dönerek:

- "Hayrullah Bey, erlere ne verebildik?" diye sordu.

- "Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık..."

Mustafa Kemal Paşa biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el atmadan yürüdü... Biz de O'nu takip ettik. Diğer arkadaşlar da ne tavuğa ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmişti. O akşam hepimiz aç yattık...

"Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz'ün Hatıraları'ndan..."

* * * * *