İBN-i Haldun:

Coğrafya kaderdir!

Dönüşümler yolu ile "hayvanlar dünyası" çok genişlemiş, sayıları çoğalmış ve oluşum basamağında "insan"a dek varmıştır. "Düşünce" ve "görüş" sahibi olan insana... "Düşünen insan" aşamasına yükselmede "duyu ve kavrama" güçlerinin birlikte bulunduğu, ama kavrayışın güç aşamasından, daha "gerçekleşmiş düşünce ve görüş" aşamasına varmadığı durumdan sonra gelişerek olmuştur. Bu aşamadaki hayvan, kendisinden sonra daha üst aşamada bulunan düşünen insanın ilkel biçimidir. Gözlemimize girebilen varlıklar içindeki gelişim ve oluşumların vardğı en son aşama budur. (Mukaddime - 1379)

İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür, durur.

İBN-İ Rüşd:

Fikirlerin kanatları vardır, kimse insanlara ulaşmasını engelleyemez.

İBN-İ Sina:

Benim gönlümün kırılmaz sabrı, senin gönlünün yumuşamaz katılığı var. Şu halde sevgilim aşk yolunda ikimiz de sert taşız.

Ölümden sonraki hayat, dinlerden öğrenilen bir kavramdır. Ölümden sonraki hayatın gerçekliliğini kanıtlamak için dini dogmalara inanmak ve peygamber sözlerini kabul etmek mümkün değildir.

İKBAL, Muhammet:

Başlangıçta küçük bir kıvılcım idik,
Atatürk'ün bakışıyla güneş olduk, dünyayı fethettik.
Atınızı şaha kaldırın, bırakın istediği yere gitsin dedi,
Biz hesaplı adım attığımızı sanarak defalarca yenilmiştik...

Bugün birçok müslüman memleketin hali, eski kıymetleri sürekli tekrarlamaktan ibarettir. Halbuki Türkler, yeni kıymetler meydana getirme yolundadır.

Bugün İslam'a yapabileceğimiz en büyük iyilik, bizim onu temsil etmediğimizi söylemektir!

İslam rönesansı bir gerçek ise -ki ben bunun bir gerçek olduğuna inanıyorum- biz de bir gün Türkler gibi akli ve zihni mirasımıza yeniden kıymet takdir etmeliyiz.

Türkler, benliklerini kazandıran büyük tecrübeler yaşamışlardır. Türklerde hayat hareket etmeye, değişmeye ve genişlemeye başlamıştır.

İLDAN, Mehmet Murat:

Din, insanın Tanrı'nın üzerine koyup O'nu ezdiği ağır bir taştır!.. Tanrı'yı insanın elinden kurtarmak gerek, O'nun üzerindeki bu taşı, bu kayayı kaldırmak gerek!..

Tanrı ve din bağlantısını kestiğimizde Tanrı tamamen esrarengizleştirilecek; zihnimizdeki görüntüsü silinecek, daha güzel, daha gizemli bir hale gelecek. Bize kitap göndermiş somut Tanrı gidecek, henüz kendisiyle bağlantı kurmadığımız, var mı yok mu dahi bilmediğimiz, ama O'na içimizde güven duyduğumuz esrarlı bir yapıya kavuşacak. O zaman hiç kimse Tanrı'yı kendi adına konuşturamayacak. Tanrı kuklacıları tarihten silinecekler...

İLHAN, Atilla:

Atatürk olmasaydı siz hain bile olamazdınız! [Sicilli Atatürk düşmanlarına söylenmiştir.]

Atatürk İstanbul'daki hükümete başkaldırdığı zaman ihtilalci, devraldığı toplumu dönüştürmeye koyulunca inkılapçıdır.

Bekleme yapmayın, aşkını alan "acı"ya doğru ilerlesin.

Türklerde, kurtuluşu Doğu'da gören ilk ihtilalci Mustafa Kemal idi.

Ülkemizin sağlıksız ve çetrefil durumu besbelli "radikal" bir çözüm gerektiriyor, yani Gazi'nin ve "Türkiye Büyük Millet Meclisi"nin o zaman başlattığı anti-emperyalist, laik ve demokratik halk iktidarı sürecinin eski rayına oturtulması...

İMAM Ali El-Murteza:

Dost seni doğrulayana değil, sana doğruyu konuşana denir.

İMAM Hüseyin:

Ben ölümü saadet biliyorum, zalimlerle yaşamayı ise zillet...

İMAM Şafii:

Kırk alimi bir delille yendim, bir cahili kırk delille yenemedim.

İMAM-I Gazali:

Bedenine değil, kendine değer ver ve gönlünü olgunlaştır! Çünkü kişi bedeni kadar değil, ruhu kadar insandır.

Layık olmadan devlet makamlarına atananlar astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.

İMAM-I Taberani:

İlim öğreniniz. İlim için huzur, sükun ve vakar da öğreniniz. Kendisinden ilim öğrendiğiniz kimseye karşı mütevazi olunuz!

İMAMOĞLU, Yaşar:

Bir milletin genç nesli ilimli, kültürlü yetişmemişse o millet erimeye maruz kalır!

İNALCIK, Halil:

Osmanlı'yı islamlaşması yıkmıştır.

İNAM, Ahmet:

İroni şurada: İnsan inancıyla özgürleşir, özerk varlığını duyar. Oysa yaşadıklarımızdan inancın insanı köleleştirdiğini, darlaştırıp sığlaştırdığını görüyoruz.

İNANÇ, Ünal:

İflah olmaz bir Kemalist ve ödünsüz bir vatanseverim.

İNCE, Muharrem:

Yıllarca "hem müslüman, hem laik olunmaz!" dediniz; ama hiçbir zaman "hem müslüman, hem hırsız olunmaz!" demediniz...

İNCE, Özdemir:

Bizde muhafazakar yoktur; "muhafaza-i kar"cılar vardır. Ki bütün amaçları karlarını arttırmak ve muhafaza etmektir.

Köy Enstitüleri açılırken (17 Nisan 1940) zamanlama hatası yapıldı. Dönemin iktidarı toprak reformu yapmadan, bu reformda kullanılacak kadronun hazırlanmasını öne aldı. Önce kadroyu hazırlayacak, sonra toprak reformu yapacaktı. Bu bir hata idi. Atatürk'e bile toprak reformu yaptırmayan şeyh, aşiret reisi, ağa, bey, mir, mütegallibe düzeni Köy Enstitüleri'nin yaşamasına izin veremezdi. Vermedi.

Laiklik, birey ve toplumu dinlerin baskısından korur.

İNCETAHTACI, Bedri:

Amerika ülkemize en büyük engeldir. İstediğini başbakan, istediğini cumhurbaşkanı yapar.

İNCİLİ Çavuş:

İncili Çavuş Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı'na gönderildiğinde elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Kral bunları görünce dayanamayıp:
- "Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?" diye sorunca İncili Çavuş:
- "Osmanlılar adamına göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek." cevabını vermiş.

İNGİLİZ Atasözleri:

Bizim uygar bir ülke olmamızın nedeni, eğitimli bireylerimizin de cahiller kadar cesur olmasındandır.

Çocukları duymayınız, görünüz.

İhtiyarlar ölüme gider, ölüm gençlere gelir.

Kimsenin kazançlı olmadığı pazarlık, kötü bir pazarlıktır.

Medeniyetin ölçüsü alet kullanmaktan geçer.

Pazarlık etmek için en az iki kişi olması gereklidir.

İNÖNÜ, Erdal:

Atatürk yaşasaydı AB'ye girmemiz için çaba gösterirdi. Şimdiki siyasetçiler istese de istemese de bir gün mutlaka AB'ye gireceğiz. Bizler tarih, coğrafya ve kültür bakımından zaten Avrupa'nın bir parçasıyız.

İNÖNÜ, İsmet:

Amerika'nın mesuliyetine inanıyordum. Bunun cezasını çekiyorum. (Milliyet Gazetesi, 16.04.1964)

Bir görev veriyorum, neticesi bana gelmeden Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurumdan önce Amerikan sefirinden öğreniyorum.

Bir gün İsmet Paşa'ya sorarlar: - "Sayın Reis-i Cumhur Atatürk'le beraber hazırladığınız kalkınma planlarını bu kadar kısa zamanda ve böylesi bir ekonomik dar boğazda nasıl başardınız?" İsmet Paşa şöyle yanıt verir: - "Sadece, devletimizin bütçesini kendi cebimiz gibi düşündük."

Bir insan hayatına sığan değişimler hayret vericidir.

Bir memleketi karış karış müdafaa etmeye o memleketin halkı, insanları kararlı ise o memleketi işgal etmeye dünyanın bütün ordularının gücü yetmez.

Bir ülkede namuslu insanlar da en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülke için kurtuluş ümidi yoktur!

Biz en çok bilgiye muhtacız. Siyasette ve idarede en zararlı şey, milletler ve toplumlar için onarılması en zor felaket, yarım bilgili adamların yetki sahibi olmasıdır.

Cumhuriyet evlatları, Cumhuriyet'in tehlikede olduğunu gördükleri anda kesinlikle, süratle ve şuurla hareket etmişlerdir. (7 Nisan 1925 - Şeyh Sait Ayaklanması nedeniyle)

Devletimizin banisi, milletimizin fedakar sadık hadimi, insanlık idealinin aşık ve mümtaz siması eşsiz kahraman Atatürk'tür.

Dış politikada ne daimi dostluklar söz konusudur ne de daimi düşmanlıklar...

Eğer Rusya gelip de aradaki anlaşmazlıkları olumlu biçimde çözme teklifinde bulunsa bile ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi taraftarıydım.

En zor zamanlarınızda bile kurtuluş yolu belli ve tektir, doğruyu söylemek ve savunmak...

Hiçbir ülke yoktur ki kendi içerisinde bizim kadar çok hain yetiştirebilsin.

İktidarlar mecliste, muhalefetin gösterdiği yol üzerine yürürler.

İyi bir sanatkar olmanın yanında "iyi ve karakteri sağlam insanlar" olmaya çalışmalısınız.

Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi acı duyarım. Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Parti'den, Parti Meclis Grubu'ndan, gücümü ben buradan alıyordum. Bu konuda bütün organlarda gücümü kaybetmiştim. Ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamıştı. Mareşal Fevzi Çakmak'tan, O Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrılmadan önce, yoğun şikayetler gelmeye başladı. Mareşal, "Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın?" diye soruyordu. Mareşal, bunu adeta bir mesele haline getirmişti. Onun için bir süre, en çok bu konuda saldırıya uğrayan, Milli Eğitim Bakanı Yücel'le genel müdür Tonguç'u, onların da gönlünü alarak, bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim. Fakat sonradan demokratik hareketleri de başlatınca, olaylar öyle gelişti ki kendi cereyanında yürüdü ve bir an geldi ki artık Köy Enstitülerini eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.

Köy Enstitülerinin gelişimi için sayın Yücel ve Tonguç büyük fırsatlar kaçırmışlardır. Enstitü sayısının bir an evvel 60'a çıkarılmasını istediğimde bunun imkansız olduğunu söylediler. Aslında savaş yıllarından yararlanarak bunları yapmalı idik. Savaştan sonra neler olacağı belli değildir, bunların hiçbirini bize yaptırmayacaklardır, ileride beni dinlemediğinize çok pişman olacaksınız!

Lozan Konferansı, tüm cihanı yöneten devletlerin deneyimli temsilcilerine karşı, bir ulusun tüm varlığını ortaya koyarak verdiği büyük bir sınavdır.

Sizi aç bıraktım, ama babasız bırakmadım. (İsmet İnönü'nün ülkeyi 2. Dünya Savaşına sokmayışının savunması)

Şimdi iktidarda bulunanların, iktidarı ellerinde bulunduranların milletleri ihtilale nasıl zorladıkları "İnsan Hakları Beyannamesi"ne girmiştir. Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa, o memlekette ayaklanma olur. Buna mahal vermemek için idarelerin demokratik yolda olması, insan haklarının yürürlükte olması şarttır. Bu fikir beyannamenin ruhunu teşkil etmektedir.

Türk inkılabı denildiği vakit, bunun kadının kurtuluş inkılabı olduğu beraber söylenecektir!

Türkiye, Lozan'a mağlup devlet olarak değil, galip devlet olarak katılmıştır.

Yalanı ve iftirayı hakikat yapacak tılsım henüz keşfedilmemiştir.

İNTERNETİN On Emri:

  1. Başkalarının elektronik iletişim kaynaklarını izinsiz kullanmayacaksın...
  2. Başkalarının entellektüel ürünlerini kendi malınmış gibi sunmayacaksın...
  3. Başkalarının gizli ve kişisel dosyalarına girmeyeceksin...
  4. Başkalarının internette yaptığı çalışmalara engel olmayacaksın...
  5. Elektronik iletişim ortamını başkalarının haklarına saygı göstererek kullanacaksın.
  6. İnternet yoluyla çalmayacaksın...
  7. İnterneti insanlara zarar vermek için kullanmayacaksın...
  8. İnterneti yalancı şahit olarak kullanmayacaksın...
  9. Parasını ödemediğin yazılımları kopyalamayıp kendi malın gibi kullanmayacaksın...
10. Tasarımladığın programların doğuracağı toplumsal sonuçları önceden düşüneceksin...

İPLİKÇİ, Müge:

Bir ülkenin gururu sadece ekonomik değerlerle ölçülmez. Bir ülkeyi ülke yapan kültürü, bilimi ve sanatıdır.

Herkes aynı şeyi düşünmez, düşünemez. Çünkü her insan ayrı bir gezegendir.

İRLANDA Atasözleri:

Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever.

İRTEM, Süleyman Kani:

Abdülhamid devrinde Fehim Paşa ile diğer en yüksek hafiyeler, sergerdeler, tüfekçiler, silahşorlar arasında pay namıyla kumarhane sahiplerinden haftalık, umumhanelerden vergi alanlar az değildi! Dövülmesi, vurulması, öldürülmesi matlup kimselere cebbar ve kanlılardan münasipleri tasallut edilirdi.

İSKİLİPLİ Atıf Hoca:

İslam kilidinin anahtarını İngiltere'nin güvenilir eline teslim etmekte İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur!

İSKİLİPLİ Ebussuud Efendi (İnsanlık Düşmanı):

Alevilerin çoluk çocuk katledilmeleri ve mallarının yağmalanmaları dine uygundur! (1548)

İSKOÇ Atasözleri:

Görünüşe göre hüküm vermeyin; zengin bir kalp, ucuz bir ceketin altında olabilir.

İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar.

İSLAM, Yusuf:

İki türlü insan daima açtır: Biri ilmi arayan, diğeri de parayı.

Müslümanlar birbiriyle savaştıkça ağıtlar Kürtçe, Türkçe ve Arapça, zafer çığlıkları ise İngilizce ve İbranice olacaktır.

İSPANYOL Atasözleri:

Don Kişot olmak için yola çıkan pek çok insan, evlerine Sancho Panza olarak geri döndü.

Hiçbir zaman kimseye savaşa gitmeyi ya da evlenmeyi öğütleme...

İSRAİL Atasözleri:

Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma.

Borç alan bir gün nasıl olsa karşılığını ödeyeceğini bilerek o borcu almıştır.

İSVEÇ Atasözü:

Gençliğin güzel bir yüzü, ihtiyarlığın güzel bir ruhu vardır.

İŞBARA Alp:

Çin İmparatoru'na haraç veririz, kıymetli atlar hediye ederiz. Fakat dilimizi, rüzgarda dalgalanan saçlarımızı, elbiselerimizi, adetlerimizi sizinkine benzetemeyiz, bu bakımdan milletim çarpan tek bir kalp gibidir.

İŞLER, Nejat:

Dünyada ölüm diye bir gerçek varken sevdiğiniz kişinin hala nefes aldığına dua edin, akşam annenizin kapıyı açmasına şükredin. Kıymet bilin; sevin, severken incitmeyin. Kibir yapıp gitmesine izin vermeyin. Gün gelir, öyle kayıp gider ki o eller avuçlarınızdan; feleğiniz şaşar, dünyanız durur. Derler ki, hayat devam ediyor. Ama öyle kolay olmaz. Önce gülüşünüz kaybolur, sonra neşeniz. Şu boş hayatta hiçbir şey için karalar bağlamayın. Özlemekten ciğeriniz solmadan soluğu yanında alın, sarılın. Teni hala sıcakken, sarılın.

Mutluluk, galiba mutsuzluğa alışma hali. Biz bu dünyada mutsuz olacağız, bu kesin. Çünkü bizi mutsuz edecek birileri çıkacak; sen "Ne yapmaya çalışırsan çalış, buna engel olamayacaksın" dediğin zaman tamamdır. Bence mutluluk bu...

Türkü dinlemeyen, şiir sevmeyen, kitap okumayan ve çay içmeyen birine gönül vermeyin!

İTALYAN Atasözleri:

Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenir.

Çocuğa çalışmayı öğretmemenin, O'na çalmayı öğretmekten farkı yoktur.

Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur.

Mutluluktan acıya bir adımda varırsın, ama acıdan mutluluğa gidiş sonsuza dek sürebilir.

Oyun bittiği zaman şah da piyon da aynı kutuya atılır.

Rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür.

İZGÜ, Muzaffer:

Çocuk okuru olmayanın yetişkin okuru da olmaz!

Doğdum, okudum, düş kurdum, yazdım, gidiyorum!

İZZETBEGOVİÇ, Aliya:

Modernistlerin başarısızlığının simgesi, reformlarıyla Türkiye'yi ancak "üçüncü sınıf bir ülke" yapmış olan Atatürk'tür. (Aliya İzzetbegoviç Bosnalı İslamcıların lideri ve bağnaz İslamcı bir kişiydi.)

Müslümanların hızla artan nüfuslarıyla övünmeleri bir adamın şişmanlığıyla böbürlenmesine benziyor. Barışa, düşünceye, bilimsel başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Bize manevi sağlamlık temin edecek bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, insanlık ailesine katkılarımız hani?

Savaşta büyük zulme uğradınız, zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü, unutulan soykırım tekrarlanır!