GABOR, Zsa Zsa:

Aşık bir erkek evlenene kadar eksiktir. Evlendikten sonra ise bitmiştir.

GALDOS, Benito Perez:

Sevgi, kurallara ve kanunlara uymayan bir tiran gibidir.

GALEANO, Eduardo:

Dünyada açlar ile obezlerin sayısı eşit. Açlar çöplüklerden topladıkları, obezler ise McDonalds'tan aldıkları çöplerle besleniyorlar.

GALILEI, Galileo:

Ama dünya yine de dönüyor!..

Ben, merhum Vincenzo Galilei'nin oğlu yetmiş yaşındaki Floransalı Galileo Galilei, mahkeme makamının huzurunda ve siz, Papa Hazretleri ve saygıdeğer kardinallerin, bütün Hıristiyan Cumhuriyeti'ni saran dinden sapma ahlaksızlığına karşı duran siz Engizitörlerin önünde diz çöküp, kutsal İncil'e el basarak yemin ederim ki: Kutsal Katolik ve Apostolik Roma Kilisesi tarafından benimsenen, vaaz edilen ve öğretilen her şeye daima inanmıştım, şu anda da inanıyorum ve Tanrı'nın yardımıyla bundan sonra da inanacağım. Ama ne var ki, -güneşin, evrenin merkezi ve hareketsiz olduğu ve yerin evrenin merkezi olmadığı ve hareket ettiği yolundaki yanlış görüşü terk etmem ve adı geçen doktrini benimsememem, savunmamam ya da sözlü ve yazılı olarak, her ne yolla olursa olsun öğretmemem gerektiği konusunda, Kutsal Daire tarafından yasal olarak uyarılmış olmama ve adı geçen doktrinin Kutsal İncil'e aykırı olduğu tarafıma bildirilmiş olmasına rağmen- mahkum edilmiş durumda bulunan bu doktrini tartıştığım ve sonunun nereye varacağını düşünmeksizin, bu doktrin lehine güçlü kanıtlar ileri sürdüğüm bir kitap yazdım ve bastım. Ve bu nedenledir ki, benim saptığımdan, yani güneşi evrenin merkezi ve hareketsiz olduğuna ve yerin merkez olmadığına ve hareket ettiğine inandığımdan kuvvetle şüphelenildiği, Kutsal Daire tarafından beyan edilmiştir. Dolayısıyla, benim hakkımda haklı olarak duyulan şüpheyi, siz Kardinallerin ve tüm inancı bütün Hıristiyanların kafasından silip atabilmek için, sözü edilen hata ve sapmalardan ve genel olarak, Kutsal Kilise'nin söylediklerine aykırı düşen bütün diğer hata ve sekterliklerden döndüğüme tam bir açık kalplilik ve içten gelen bir inançla yemin ediyor, bunları lanetliyor ve nefretle anıyorum. Ayrıca yemin ediyorum ki, benim hakkımda benzeri bir şüphenin duyulmasına yol açabilecek herhangi bir şeyi, yazılı ya da sözlü olarak, gelecekte de asla söylemeyeceğim ya da ileri sürmeyeceğim. Ama eğer, herhangi bir sapmanın ya da saptığından şüphelenilen bir kişinin varlığından haberdar olursam, O'nu, bu Kutsal Daire'ye ya da bulunduğum yerin Engizitörüne ve en yüksek din görevlisine ihbar edeceğim. Dahası, bu Kutsal Daire tarafından bana yüklenen ya da yüklenecek olan kefaretin hepsine bir bütün olarak katlanacağıma ve gereğini yerine getireceğime yemin ediyor ve söz veriyorum. Ve (Tanrı göstermesin) verdiğim bu sözlerden, yapmayı kabul ettiklerimden ve ettiğim yeminlerden herhangi birinin aksine hareket etmem halinde, böylesi ihmal ve hatalara karşı kutsal kanunların ve diğer ana kuralların genel ve özel olarak getirdiği bütün cezalara boyun eğiyorum. Tanrı ve üzerine el bastığım O'nun kutsal kitabı yardımcım olsun. Ben, adı geçen Galileo Galilei, yukarıda belirtilen görüşlerimden dönmüş, buna yemin etmiş, söz vermiş ve kendimi bağlamış bulunuyorum ve buna ilişkin işbu belgeyi tanıkların huzurunda kendi ellerimle yazdım ve yazdığımı sözcük sözcük Minerva Manastırı'nda 1663 yılının yirmiiki Haziran günü yüksek sesle okudum. Ben, Galileo Galilei, yukarıda kendi elimle yazdığım gibi, görüşlerimden döndüğüme yemin ediyorum.

Doğanın büyük kitabı yalnızca onun yazıldığı dili bilenler tarafından okunabilir.

Gerçeklerden daha çok kendi fikirlerine düşkünlük gösteren kişiler, bakmaya tenezzül etseler kendi duyularının onlara göstereceği yeni şeyleri inkar etmeye ve çürütmeye çalışmazlardı.

Görmedim, duymadım, bilmiyorum!

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galileo Galilei'ye hasımlarından biri:
- "Efendim" demiş, "Kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?"
Galilei:
- "Doğru" demiş, "Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük, ama seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?"

GALİOĞLU, Aslı:

Sesten öte iletişim, nefesten öte gerçeklik yoktur.

GALLER Atasözleri:

Bazen sevginin en güzeli ilk torun ile birlikte gelir.

GANDHI, Indira:

Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız.

Büyükbabam, iki tür insan olduğunu söylerdi:
İşi yapanlar ve yapılan işten kendilerine pay çıkaranlar.
O benden birinci grupta yer alarak çalışmamı istedi.
Çünkü orada diğerinden daha az rekabet vardı.

Sıkılmış bir yumrukla kimseyle tokalaşamazsınız.

Yarın çocuklarımızın karşısında oturup, bizler yenildik demek zorunda kalabiliriz. Ama onların gözlerine bakıp, bizler mücadele etmeye cesaret edemediğimizden bu şekilde yaşamakta olduklarını söyleyemeyiz.

GANDHI, Mahatma:

Adalet güzel bir şey, ama karşıt grup içinse, daha da aceleci olmak gerekir.

Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız.

Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin.

İngiltere kralı George ile görüştüğü sırada Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar:
- "Kıyafetiniz bir kralla buluşmak için yeterli miydi?"
Gandi hiç aldırmadan cevap verir:
- "Kral ikimize de yetecek kadar giyimliydi."

İnsanlığa olan inancını yitirmemelisin. İnsanlık bir okyanustur. Bazı damlalar kirli diye okyanus kirlenir mi hiç?

Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, daha sonra savaş açarlar; ama en sonunda siz kazanırsınız.

Sevgi hiç bir zaman istemez, daima verir. Sevgi her zaman ızdırap çeker, ne gücenir ne de intikam alır.

Sevgi insanlığın, şiddet hayvanlığın kanunudur.

Sevginin olduğu yerde hayat vardır.

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelerinize dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...

Şiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir. Aynı zamanda o, benim itikatımın da son maddesidir.

Şimdi mazlum ve tutsak uluslar artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptir. Mustafa Kemal'in utkusu, Dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır! (30 Ağustos Zaferi'nden yalnızca 8 gün sonra...)

Tek bir kişi bile olsanız, gerçek yine de gerçektir.

Tüm ülkelerin kültürlerinin evime özgür ve engelsiz girebilmesini arzu ediyorum. Ama hiçbir kültür kendi kültürümü unutturacak kadar beni etkileyemez.

Yanlışı savunup kalabalıkları arkama katmaktansa, doğrumu savunup yalnız kalmayı tercih ederim.

Yarın ölecekmiş gibi yaşa, sonsuza dek yaşayacakmış gibi öğren.

GARBORG, Arne:

Para ile her şeye sahip olunacağı söylenir! Örneğin; yiyecek alırsın, ama iştah alamazsın. İlaç alırsın, ama sağlık alamazsın. Bilgi alırsın, ama bilgelik alamazsın. Gösteriş alırsın, ama güzellik alamazsın. Eğlence alırsın, ama neşe alamazsın. Tanıdık alırsın, ama dost alamazsın. Hizmetçi alırsın, ama sadakat alamazsın. Boş vakit alırsın, ama huzur alamazsın. Para ile her şeyin kabuğunu alır, ama hiçbir şeyin çekirdeğini alamazsın!

GARDINER, Marguerite (Blessington Kontesi):

Aşk Fransa'da bir komedi, İngiltere'de bir trajedi, İtalya'da bir opera, Almanya'da bir melodramdır.

GARDİYANOĞLU, Bülent:

Yarım bıraktığınız, ertelediğiniz her şey, hayatınızdan bazı şeyleri götürür.

GARDNER, Ava:

Bir erkeğin sevip sonra bırakmasında hiç sorun yoktur. Tabii iyi şeyler bırakmışsa...

GARNER, James:

Evlilik orduya yazılmak gibidir. Kışlada herkes şikayet eder; ama "tezkere" bırakıp orduda kalanların sayısı o kadar çoktur ki...

GASSET, Ortega y:

Ben kendimin ve çevremin toplamıyım!

Bu dünyada hiçbir şey, kitle kültüründeki kötü zevk kadar bulaşıcı değildir.

GASSON, Herbert N.:

Eğer ben genç bir adama tek nasihat verecek olsaydım şunu söylerdim:
Git, ömrün oldukça zorluklarla ve sorumluluklarla dolu bir hayat yaşa.
Çünkü bunlarsız bir hayat, taşımaya değmeyen bir yüktür.

GATES, Bill:

Fakir doğduysanız sizin suçunuz değildir, ama fakir ölürseniz sizin suçunuzdur.

GAUTHIER, Theophile:

Kedilerin o büyüleyici gözlerinin arkasında bir ruhun olmadığına kim inanabilir ki?

GEIBEL, Emanuel:

Aşk yüreklerden gökyüzüne kadar uzanan ateşten bir merdivendir.

İnsanlık her gün ilerliyor, fakat insan hep aynı kalıyor.

GENÇ Abdal:

Tanrı'yı sevenler Tanrı ile beraberdir, onlar Tanrı'nın içindedir, onlar Tanrı'dır.

GENÇ, Yusuf:

Modern dünyanın asıl yoksulluğu, kıymet bilen insanların azlığıdır!

GENET, Jean:

Eğer dünya hakkında birazcık bir şey anlamak istiyorsak hınçtan ve nefretten arınmamız gerekir.

GEORGE, David Lloyd:

Ben bir şeyi anlamıyorum: Bizim medeni milletlerin orduları savaşta barbarlığa yaklaşıyor; barbar saydığımız Türk orduları ise savaşta medenileşiyor. Irak kumandanımız telgrafında esir olan generallerimizden kendisine gelen mektuplardan söz ediyor ve bildiriyor ki, Türkler esirlerimizin istirahatini fevkalade temin ediyorlarmış. İşte bu davranışlarının sebebini bir türlü anlayamıyorum.

GEORGEON, François:

Osmanlı toplumunda eğitilmiş ve okumuş seçkinler ile halk arasındaki hatırı sayılır derinlikteki uçurum, reform yanlılarının kaçınılmaz olarak karşılaştıkları bir sorundu. 1910'dan sonra "Türk Milliyetçisi" aydınlar arasında "halk" kavramı yeni bir ilgi alanı haline geldi.

GERALDY, Paul:

Sevmek güzeldir; bir daha sevmemek daha da güzeldir.

GEYİKÇİ, Nazım:

Belirli bir göreve odaklandığınızda hayal dahi edilemeyecek kadar büyük başarılar elde edersiniz.

GEZEN, Müjdat:

Atatürk'e diktatör benzetmesi yapan fındık beyinlilere deyin ki "Hangi diktatör, halife ve padişah olabilecekken 'Cumhuriyet'i kurar?"

Başbakanı çok iyi anlıyorum. Çünkü benim işim de rol yapmak, O'nunki de...

İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar...

Mizah, muhalefetten çıkar.

GEZMİŞ, Deniz:

Ben, halkımın bağımsızlığı uğruna şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz!

Benden değil, Mustafa Kemal'in sizlere bırakmış olduğu mirası yok etmek isteyenlerden korkun...

Biz, hiç bir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık!

Gençlik, bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır.

Milli kurumlarımıza uzanan elleri kırmakta kararlıyız.

Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.

Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canlarının telaşına düşsün. Ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.

GHAEMI, Nassır:

Kriz zamanlarında akıl hastası liderler tarafından yönetilmek zihinsel bakımdan normal olanlarca yönetilmekten daha iyidir.

GHALI, Boutros:

Kadının davası şimdi, her zamankinden daha da fazla, insanlığın davasıdır.

GIBBS, Nancy:

IQ (entellektüel zeka) sizi işe aldırır ancak sizi terfi ettiren EQ' (duygusal zeka) dur.

GIDE, Andre:

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.

Bilgelik mantıkta değildir, aşktadır.

Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskitiyorduk, işte burada hata yapıyorduk.

Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan yeni okyanuslar keşfedemez.

GILFILLAN, George:

Şiir, güzelliğin ülkesinde yaşayan gerçektir.

GIOVENALE, Decimo Giunio:

Para arttıkça, para sevgisi de artar.

GIOVIO, Paolo:

Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır.

GLADSTONE, William:

Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.

GODARD, Jean-Luc:

Gerçek aktörlerin pislik olduklarını düşünüyorum. Onları küçümsüyorum. Onlara ağlamalarını söyle, ağlarlar; gülmelerini söyle, gülerler. Ne yapmanı istersen yaparlar ve bu çok saçma. Onlar özgür insanlar değiller...

GODDARD, Bob:

Adaletsiz insan, insansız adalet olur mu? Adalet hepimiz için...

Mutluluk, elin erişebileceği çiçeklerden bir demet yapma sanatıdır.

GOEBBELS, Joseph:

Bana vicdansız bir medya temin et; sana bilinçsiz bir halk sunayım.

Eğer bir yalan, uzun süre yeterince tekrarlanırsa, sonunda o yalan bir gerçekmiş gibi algılanır.

Yalan ne kadar büyükse inanması o kadar kolaydır.

GOETHE, Johann Wolfgang von:

Akıl, yalnız doğrulukta bulunur.

Az bildiğimiz şeyden kuşkulanmayız, kuşku bilginin çoğalması ile birlikte artar.

Başkalarının mutluluğundan kendine pay çıkaran insan, en mutlu insandır.

Bazen gezegenimiz acaba evrenin tımarhanesi mi diye düşünmeden edemiyorum.

Bir insan kendi kalbinde ne taşıyorsa dünyayı da o şekilde görür.

Çözümde görev almayanlar sorunun bir parçası olurlar.

Davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.

Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdırlar. Yalnız, yarı deliler ve yarı akıllılar çok tehlikelidirler.

Dersin yararı çoktur; ama heveslendirmenin yaptıramayacağı şey yoktur.

Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir.

Erkekler yaşlanır, kadınlar ise değişir.

Ham adam önünde olup bitenlere bakmakla yetinir, kültürlü insan hissetmek ister, düşünceye dalmaksa yalnız çok iyi yetişmiş kişiye zevk verir.

İnsan hergün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.

İnsan hiçbir zaman birileri tarafından aldatılmaz, kendi kendini aldatır.

İnsanların ne kadar kötü olduklarını görmek beni şaşırtmıyor... Fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce, hayretler içinde kalıyorum!

İnsanoğlunun varabileceği en büyük mutluluk kişilik sahibi olmaktır.

Konuşmak bir ihtiyaç olabilir, ama susmak bir sanattır.

Malını kaybeden bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden çok şey kaybetmiştir, cesaretini kaybeden ise her şeyini kaybetmiştir.

Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirlerini yiyorlar.

Özgür olmadıkları halde, kendilerini özgür sananlar kadar hiç kimse tutsak olamaz.

Paranı yitirirsen, hiçbir şey yitirmezsin; çalışarak tekrar kazanırsın. Onurunu yitirirsen çok şey yitirirsin, ama onu da çalışıp kazanabilirsin. Fakat umudunu yitirirsen, hayattaki her şeyini yitirirsin...

Sanat ne kadar uzun Tanrım, hayat ne kadar kısa!

Sözleriniz yürekten gelmedikçe hiçbir zaman iki kalbi birleştiremezsiniz.

Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.

GOGH, Vincent van:

Eğer içinizden "Sen resim çizemezsin" diyen bir ses duyarsanız, herşeye rağmen çizin. O ses susacaktır.

Sanatçı, Tanrı'nın eksik bıraktığını tamamlar.

GOGOL, Nikolai Vasiliyevich:

Yüzünüz çarpıksa aynaya kızmayın!

GOLDBERG, Whoopi:

Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları vardır, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

GOLDMAN, Emma:

Gerdanımda pırlantalar olacağına, masamda güller olmasını tercih ederim.

Kadınlar çenelerini kapatıp bacaklarını açmak zorunda değillerdir!

Toplumdaki en vahşi element önemsememektir.

GOLDSMITH, Oliver:

Başkalarından övgü bekleyenler, mutluluklarını başkalarının eline bırakmış zavallılardır.

Kadınlarla müziğin yaşı yoktur.

GOLTI:

Hakiki arkadaşlık sağlıktan farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır.

GOLTZ, Colmar von der:

Büyük güçlüklerin yenilmesi gereken bu yerde, mükemmel olmayan bir şeyle de memnun olmak zorunludur. Uzman olmayan, hastalık derecesinde kuşkucu bir hükümdar, ne dolaplar çevirecekleri düşünülemeyen bir saray kliği, çok karışık askeri yöntemler, dinsel önyargılar ve yüz çeşit kişisel düşmanlıklar... (Alman Islahat Ekibi'nin başı olarak, 29 Ekim 1886)

GOMORA, Antonio:

Var olan uygarlık nasıl keşfedilir? Ne Kristof Kolomb ne de Hernan Cortez kaşif değil, birer hayduttur. Atalarımızı zalimce öldüren, kutsal emanetlerimizi çalan haydutlar...

GOODMAN, Roy:

Mutluluk bir varış noktası değil, yolculuğun kendisidir.

GORKİ, Maksim:

Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek kalitelidir.

Bir insan için kendi hemcinslerinin yazgısına karşı ilgisiz kalmaktan daha büyük bir ihanet olamaz!

Dünyanın gösterişli halleri, yapmacık çıkarcı insanları çekmiyor dikkatimi... Bana bir parça yüreği güzel, samimi insan lazım!

Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıklar yüzünden yaşamaya karşı ne bir sevgi ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren bütü ölü kentlerin ölü doğmuş çocukları! Size bu ölü yaşamı hazırlayan "sermaye sahibi egemen sınıftır", bu acımasız oyunun varlığı siz izin verdiğiniz sürece devam edecektir!

Her şeyden bol bol varken ben neden açım?

Mutluluk elindeyken hep yetersiz görünür, ama bir kez elinden kaçırırsan öğrenirsin ne kadar büyük ve kıymetli olduğunu...

Size kölelik koşullarını dayatan "sermaye sahibi egemen sınıf"tır. Bu acımasız oyun, siz izin verdiğiniz sürece devam edecektir.

GOUGES, Olympe de:

Haklar doğuştandır, kadınlarla erkekler eşittir ve kadınlar erkeklerin yaptığı işlerin hepsini yapabilirler.

Kadının giyotin sehpasına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır!

GOUGH, Russel:

Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır.

GÖĞÜŞ, Havva:

Bazıları insanın maymun soyundan geldiğini söyler, acaba hangi maymun soyundan?

GÖĞÜŞ, Tuğrul:

Ağaçlar yağmurları getirir, yağmurlar ormanları geliştirir.

Ben senin için, sen O'nun için ve O da benim için çalışırsa çözülmeyecek sorun kalmaz.

Dünyada rahat arayan ve rahatına düşkün olanlar en çok sıkıntı içinde olanlardır. Çünkü dünyadaki yaşam özü açısından rahata uygun değildir. Bunun için her şeyi olanlar mutluluğu yakalayamayabilir.

Elbette bilim her şeyi ortaya henüz çıkaramamıştır; ancak bilim insanları araştırmalarına devam ederek bilgi dağarcığımıza her geçen gün yeni şeyler eklemektedirler. Bu dağarcık arttıkça dünyaya ve evrene bakış açımız değişecek ve insanların kendileriyle, başka insanlarla, doğayla ve evrenle olan ilişkileri değişecektir.

En büyük silahımız sahip olduğumuz gerçeklerdir.

Engelsiz kişiler, engellilerin de yaşadığımız hayatın bir parçası olduklarını kabul etmelidirler. Toplumsal yaşama katılım bir lütuf değil, haktır.

Eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, O'na kazandırdığınız değerdir. Doğru adam doğru kadını inşa eder, doğru kadın da doğru adamı...

Fazladan göstereceğiniz fedakarlık size çokça vefasızlık ve ihanet olarak geri dönecektir.

Fırtınalara karşı koyabilmek için sert ya da büyük olmak yeterli değildir; aynı zamanda esnek olunmalıdır.

Hak ve hakkaniyet istekleri o kadar kuvvetlidir ki hiçbir güç karşısında duramaz.

Işığı ve güzelliği bulmayı hedefleyenlerin kaybedecekleri hiçbir şey yoktur.

İnsanları daha iyi anlamaya çalışmak, daha iyi ve daha az bencil bir insan olmak zorundayız.

İnsanoğlunun gerçekleştirdiği her tür şiddet ve zulüm eylemlerine karşı çıkmalı ve öfke duymalıyız.

Kendisi gibi düşünmeyenlere tahammül edemeyenlerin yaptıkları özgürlük içerikli konuşmaların gerçekle alakası yoktur.

Kusursuzluk ideali bir saplantıya dönüşürse üreticiliğin, yaratıcılığın ve çalışmanın önüne engel olarak çıkar.

Nerede hizmet verdiğin önemli değildir; kime ve nasıl hizmet verdiğin önemlidir!

Sanırım söylediklerim anlaşılmadı; ben kendimi söylediklerimden sorumlu hissediyorum, anlayıp anlamamanız sizin sorununuz!

Sevmek büyük bir sorumluluktur; sevdiğiniz her insanın hayatına bir anlam katmalısınız.

Sizi seven insanların sevgisini nefrete dönüştürecek davranışlarda bulunmaktan kaçının.

Sizlerin neye ve nasıl inandığı beni ilgilendirmiyor; ancak ben inanmama ve özgür birey olma hakkımı sonuna kadar savunacağım.

Su, uygarlıktır.

Tarihi yok edilen bir ulusun geleceği de yok edilir.

Ümidinizi yitirmeyiniz; o her zaman vardı, şu anda da var ve ileride de var olacaktır.

Yalnızca zeki insanlar endişe duyarlar, cahil insanlar ise kendilerinin Tanrı tarafından korunacaklarına inanırlar.

Yaşadığımız an şu andır. Geçmiş tamamlandı, gelecek ise belirsiz... O halde yaşadığımız şu anı en verimli, en dürüst ve en iyi bir şekilde gerçekleştirmeliyiz!

Yitirdiğiniz her şeyde kazandığınız bir şeyler vardır; kazandığınız her şeyde de biraz yitirdikleriniz...

Zarif insanlar olmakla kazancımız çok, kaybımız sıfırdır. Ancak ne yazık ki bugün ülkemizde -sanatçı olduğunu söyleyenler de dahil olmak üzere- hoyratlık almış başını gidiyor; kaba ve kırıcı olmakla mevziler kazanılmaya çalışılıyor.

GÖK, Semih:

Doğanın güzelliği bile kişinin ruhsal algılarına göre farklılık göstermiyor mu? Hayal ve fantezi işe karışmadan doğa ne güzeldir, ne de ifade edilmeye değer...

GÖKALP, Ziya:

Ağa Kimdir?
Hürriyet'ten evvel beylik, ağalık
Zorbalara olmuş idi arpalık
Tarlalarda alın teri dökenler
Zorbalara kulluk eder, dayak yer
Köpeklerden daha sefil yaşardı.
Şimdi artık o zulümler kalmadı.
Şimdi hizmet edenlerdir ağamız
Şu kadar ki çalışanlar yalınız
Ameleler değil, zihin yoranlar,
Öğüt veren, yol gösteren insanlar
Hekimler de vaizler de rençberdir
Kimi bize şifa, kimi ruh verir
İşlerini doğru gören memurlar
Memleketin rahatını hazırlar
Millet için çektikleri emekle
Onlar dahi sayılırlar amele.
Çalışanı Tanrı sever, kul sever
Hak yolunda ameledir kasibler
Din duygumuz olsa idi uyanık
Ruhlarımız kalmaz idi bulanık
Alın teri döker idik toprağa
Hem işçi olur idik hem ağa.

Bana yol gösteren benden olmalı, Türke baş olamaz Türküm demeyen!

Ben Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim.

Benim gibi bir ilim adamını esir edenler, elbette bu hareketin hem anlamsız hem de uygarlığa aykırı olduğunu anlayacaklardır. Fikir sahasından başka hiçbir alanda yaşamamış bir adamdan ne sorabilirler? Düşündüklerini mi? Benim düşündüklerim bütün insanlar ve bütün milletler için eşit özgürlüktür ve adalettir. Eğer böyle düşünmek suç ise ben bunun cezasına razıyım. Bugün dünya bu eşit özgürlük ve adalete doğru gidiyor. Bu hareketi hiçbir kuvvet durduramıyor. O halde bu türlü düşünüşü de hiçbir kuvvet tevkif edemez. İnsanın hayvandan farkı ülkülü olmaktır. Bütün insanlar ve bütün milletler için eşit özgürlük ve adalet istemek bir ülküdür. Bu ülkü geleceğin hakimi olacaktır. Zalimler, diktatörlükler ve emperyalistler hep bu ülkünün karşısında eriyeceklerdir. İnsanlar yalnız bir egemen tanıyacaklardır ki, o da gerçektir.

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duanın,
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'an okunur,
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Huda'nın,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,
San'atına yol gösteren ilimle fen Türk'ündür;
Hirfetleri (küçük el sanatları) birbirini daim eder himaye;
Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk'ündür,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Daha mı zalimler bi-dad edecek, bu millet zincirde feryad edecek? Yakında bu halka hak dad edecek, bir dahi gönderip imdad edecek! Toplanın kardeşler bayrak açalım, "Yıldız"ın (Abdülhamid'in sarayı) üstüne ateş saçalım!

Güzel dil Türkçe bize, başka dil gece bize!

Hakim olan millet midir, meşihat (din işlerini yürüten daire) mıdır? Milli meclis mebusan (milletvekillerinin yeri) mı, yoksa "Bab-ı Fetva" (Şeyhülislam Kapısı) mıdır?

Hükümet halkındır, sultanın değil; ferman milletindir, divanın değil... Teşri (yasama), kaza (yargı, hüküm), icra (yürütme); her hak onundur. Taht onun, tac onun, toprak onundur!

Tarlada, tezgahta çalışan biziz. Bu devlet, bu millet, bu vatan biziz. Kara Padişah Abdülhamid, semiyoruz seni, ortadan çekil... Hükümran millettir, hükümdar değil!

Türkleri sevmeyen bir Kürt, Kürt değildir; Kürtleri sevmeyen bir Türk de Türk değildir.

Türklerle Kürtler bin yıllık bir ortak din, ortak tarih ve ortak coğrafya sonucunda maddi ve manevi bakımdan birleşmişlerdir.

Ulusal yasalar kutsal kabul edilmelidir. Çünkü bu yasalar milletin resmi bir nitelik kazanmış olan ülkülerinden ve iradelerinden başka bir şey değildir. Her milletin resmi ahlakı yasalardır. Yurtseverliğin temeli, ulusal yasalarla ahlaksal bir nitelik kazanır. Bir millet yasalarını ülkülerine aykırı görüyorsa hemen değiştirmelidir. Çünkü toplum vicdanının kabul edemeyeceği kurallar yasa durumuna gelmişse toplumun ahlakını bozar. Eğer yasalar ulusal ülkülerden doğmuş ve onları gerçekleştiriyorsa bunlara candan ve gönülden saygı duymak ve uymak gerekir. Gerçek ülkücülük bunu gerektirir. Yasaların en kutsalı ise "Anayasa"dır (Kanun-i Esasi). Çünkü en büyük ülküler bu yasada kendini gösterir. Bu nedenle en büyük saygı ve itaat bu yasaya gösterilmelidir. Şimdi Türkiye'nin "Anayasa"sı (Kanun-i Esasi'si) "1921 Anayasası"dır (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu). Türk demokrasisinin bütün ülkülerine tek kaynak, 1921 "Anayasa"sıdır. Bu nedenle kutsal olarak görülmelidir.

Umut, altın gibidir. Hiçbir yerde paslanmaz. Umut, elmas gibidir. Hiçbir kesici madde onu kesemez. Umut, ruhun gençliğidir. Bu ülke özellikle umutla kurtulacaktır.

GÖKBULUT, Uğur:

Bir insana tamamen güvendiğinizde iki sonuçtan birini elde edeceğiniz kesindir. Ya yaşam boyu bir dost ya da hayat boyu bir ders!

Gidenlere izin verin. Bırakın çıksınlar aklınızdan, yolunuzdan, hayatınızdan... İzin verin ki yer açılsın gelmek isteyenler için.

"Her gelen gideni aratır" sözü sadece bir genellemeden ibarettir. Bazen bir insanda ne kadar değerli olduğunuzu öğrenmek için yokluğuyla sizi tehdit edenlerle değil, varlıklarıyla sizi mutlu edenlerle yaşamak gerekir.

Ne konuşarak ne de susarak! Bazı gerçekleri bazı insanlara sadece noktayı koyarak anlatabilirsiniz. Çünkü bazı insanlar ne demek istediğinizi ve neyi kaybettiğini ancak yokluğunuzda anlar.

Sevmek için yürek, sürdürmek için emek gerek. Sevgi ne Boğaz'da mum ışığında yemek yemek ne de pahalı bir pırlanta demek... Sevgi bir lokmada iki mutlu insan demek!

Yaptığım hangi doğrunun bedelini ödüyorum bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var: "Yolu doğru olanın yükü de ağır olur."

GÖKÇE, Bedirhan:

Toprak bir gün yağmurun kıymetini anlayacak, fakat o gün yağmur yağmayacak!

GÖKÇE, Emre:

Hiç aklıma gelmezdi, aklıma hiç gelmeyeceğin...

Kişi nasıl da sıradan eder kendini, kendi kendisini nasıl da yok edermiş meğer...

GÖKÇE, Enver:

Gerçek sanatçı pazarlıkların, kuşkuların, küçük hesapların insanı değildir.

GÖKÇEN, Sabiha:

Fransa bir oyun içine girmiştir. Oyunun sonunda bizim olan toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. Fransa'nın oyununa gelerek Hatay topraklarını başkalarına bırakmayacağız. Hatay bizim canımız, feda olsun kanımız! (1937)

GÖKSEL:

Hayat çok garip; acı çekiyorsun, sonra şarkı yazıyorsun ve ödül alıyorsun...

GÖKŞEN, İsmail:

Doğal ormanlarda yüzlerce tür ağaç, bitki, hayvan bir arada uyum içinde yaşayan bir ekosistem oluşturur ve insan eliyle oluşturulan hiçbir ağaçlandırma, asla doğal olanın yerini tutamaz. Bu nedenle doğal ormanların korunmasına özen gösterilmelidir.

GÖLPINARLI, Abdülbaki:

Tarikatlar kalkmıştır; fakat gene de yer yer, tarikatların bulunduğunu, tarikatçıların faaliyetlerini duyuyor, öğreniyoruz. Bunu bir irfan yahut bir bilgi, bir inceleme ve eleştirme yapanların, bunu bir zevk ve neşe halinde yaşayan ve yaşatanların toplumumuza zararları değil, faydaları dokunur. Fakat şeyhliği, bir gericilik vesilesi, bir sömürme, bir nüfuz sağlayış aracı olarak yürütmek, inananları rüsuma, şekle bağlamak, onları ayrı bir sınıf haline getirip bağnazlaştırmak, şüphe yok ki zararlı bir şeydir. Bizce tarikatlar ve tasavvuf, bugün bir irfan zevkidir; devrini yaşamış, artık gönüllere mal olmuş, tarihe intikal etmiştir; son sözümüz ancak budur.

GÖNENÇ, Ethem:

Bugün dünyamızın yaşadığı savaşlar, doğa katliamları ve insanlık suçlarının en büyük nedeni, oy verme yetisine sahip olmayan yığınların iş başına getirdiği demagog, kifayetsiz ve muhteris yöneticilerdir.

Demokrasiler, ancak ve ancak demokrasinin temeli olması gereken eğitim sistemi kadar iyi, etkili ve adaletlidir.

Gerçek bir demokrasiye ulaşmak için, günümüzde, yurdumuz dahil birçok ülkede her görüşten insanın yoğun bir eğitimden geçirilmesi gerekli ve zorunludur!

GÖNÜLLÜ, Mustafa Talha:

Bir erkeğin yabancı bir kadınla tokalaşması, ateş tutmaktan daha korkunçtur. Namahremin elini tutan, cehennem ateşini de avuçlamış gibi olur. (Günümüzde bir üniversite rektörünün ağzından dökülen saçma sözler demeti...)

GRACIAN, G.:

Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir.

GRAMSCHI, Antonio:

Birbirleriyle çatışma halinde bulunan devletlerin iç düzenini bozan ulusal partileri yabancıların dışarıdan destekledikleri çok görülen bir haldir.

Partiler, görünüşte bile olsa bir başkasına, hele yabancı bir devlete alet oldukları şüphesini uyandırmamaya titizlikle dikkat etmelidirler.

GREEN, Julian:

İnsanların çoğu, gençliğine ihanet eder.

GREENBLATT, Milton:

İlk başta anne-babalarımızın çocukları,
Sonra çocuklarımızın anne-babası oluruz.
Daha sonra anne-babamızın anne-babası,
En sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz.

GRENIER, Roger:

İnsanlara eşlik eden köpekler, yaşamlarının kısalığı nedeniyle bizlere onları kaybetmenin acısını yaşatırlar.

GREVILLE, Fulke:

İnsanı kendisi kadar kimse kandıramaz.

GREY, E.:

Yunanistan'ın adaları alacağı konusunda anlaştık. Size söyleyeceğim en iyi husus kuvvetlerin Yunanistan lehine Türkleri oyalamakta olduklarıdır. Ermeniler hakkında yapacağımız teklifleri Türkleri korumak gibi göstermeliyiz. Türkiye dağıldığı zaman Almanlar da kendi paylarını alacaklardır. Türkiye yeni borçlar bulamazsa çökecektir.

GUEVARA, Ernesto Che:

Babanız inandıklarına göre davranan bir insandı ve gerçekten de, inançlarına sonuna dek sadık kaldı. (...) Her şeyden çok, dünyanın neresinde olursa olsun ve kime karşı yapılırsa yapılsın, adaletsizlikleri kendi iliklerinizde hissetmeyi öğrenin. Bu bir devrimcinin en güzel meziyetidir. (Çocuklarına bıraktığı mektubundan)

Bana serüvenci diyenler olacak. Üstelik öyleyim de. Ama bir fark var arada. Ben, inancı uğruna, kelleyi koltuğa alan bir serüvenciyim.

Belki hiçbir şey yolunda gitmedi, ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi.

Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.

Çocuklarıma ve karıma bir çöp bile bırakmıyorum. Buna pişman değilim, memnunum hatta. Onlar için birşey istemiyorum. Çünkü devlet, yaşamaları ve yetişmeleri için gerekli olanı nasıl olsa verecektir.

Dört iklim dört köşede emperyalizme karşı dövüşme ödevini yerine getirmiş olmanın mutluluğunu taze savaş alanlarına götüreceğim. İçime su serpen, bu ayrılığın acısını hafifleten işte bu...

Düşmanın yoksa, hayatta hiç başarılı olamadın demektir.

En önemlisi, dünyanın neresinde olursa olsun, her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme becerinizi koruyabilmenizdir. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir.

Gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim.

Her gün yeni bir gemi kalkar insanın umut limanından; özgürlük için, yaşamak için ve fırtınaya inat, dalgaya inat, ölüme inat...

Özgürlüğün en büyük düşmanları, hallerinden memnun olan kölelerdir.

Siz bana din ile refaha ulaşmış bir toplum gösterin, ben de size devrim ile geri kalmış bir toplum göstereyim.

Tek amacım, gittikçe soğuyan bu dünyada, üşüyen halkların ısınabileceği, paylaşılan ateşler yakmaktı.

Vazgeçmediğimiz sürece yenilmeyiz.

Yapılacak iş, sonuçlarından kurtulmakla yetinmeyip, nedenlere çare bulmaktır.

Yoksula gülmedim, zengine özenmedim; faşistleri sevmedim, ezilenleri dövmedim; ben devrimci doğdum, devrimci öleceğim.

Zafere dek, her zaman: Ya vatan ya ölüm.

GUIN, Ursula K. Le:

Çocuklar ölümün yoğun bir biçimde farkındadırlar. Kendilerinin de ölümlü olduklarını, öleceklerini anladıkları anda çocukluk biter ve yeni bir hayat başlar.

GÜÇER, Sıdıka:

Bir ülkenin eğitim ve refah seviyesi yükselmeden sanat topallamaya devam eder.

GÜL, Abdullah:

Türkiye'de şiddetle hiçbir şey hallolmaz. Kim şiddete başvurursa kaybeder.

GÜL, Pınar:

İnsanlar kendi düşüncelerini ifade ederken aslında ideallerini de ifade etmiş olurlar.

GÜLEN, Fethullah:

Amerika dünya gemisinin kaptanıdır, ABD ile iyi geçinmek zorundayız!

GÜLER, Ara:

1950-60'lardan kalma İstanbul fotoğraflarım olmasa, o eski günler, bugün unutulmuş olacaktı. Eski şehirden hiçbir şey kalmadı. Şehrin estetiği değişti. Uygarlık ileriye gidiyor, ama insanlar güzellik anlayışını kaybetti.

Yaşam size verilmiş boş bir film, her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.

GÜLSEREN, Ahmet:

Bir iş yeri açmak çok kolaydır, ama asıl olan sağlıklı ve risksiz yönetebilmektir.

İş görülürken oluşacak tehlikelere karşı işçinin yaşamı ve sağlığı korunursa, ancak iş sağlığı ve güvenliğinden bahsedilebilir.

İş kazası ve meslek hastalığı eğer bir risk ise, riski gidermenin yolu da tedbir almaktır.

İş kazası ve meslek hastalığı tedbirsizliği asla affetmez! Zira risk her zaman vardır, ancak tedbir alınmazsa daha da artacaktır.

İş kazası ve meslek hastalıklarını önlemenin en önemli yolu, iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşmasından geçer.

İş kazası ve meslek hastalığını önlemek, ilk önce işverenin vicdanında başlar.

İşe sadece para kazanmak hırsıyla başlamak, iş kazası ve meslek hastalığına davetiye çıkarmaktır.

İşverenin işçisine olan borcu, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önleme borcudur.

İşverenin işçiyi gözetme ve koruma borcu, işçinin sadakat borcunda karşılık bulur.

Unutmayalım! İş kazası ve meslek hastalığı doğuştan değil, sonradan olur.

GÜLSOY, Tunçel:

Bazen en güzel şey en yakınımızda olabilir, önemli olan bakmak değil, görmektir.

Hiçbir ülkenin gerçeği sadece gazetelerden okunarak öğrenilemez. Mutlaka o ülkenin suyunu içmek, ekmeğini yemek ve insanı ile sohbet etmek gerekir.

Kendini tanımak istiyorsan köklerine git; herşey bir süreç, geleceğin geçmişinde gizli...

GÜLTEKİN, Hasret:

Meyvesiz ağacı sallama boşa; ne yaprağın dök canım, ne dalın incit.

GÜLTEKİN, Mehmet Bedri:

Herkes gurur duyduğu insanlardan öğrenir ve onlar gibi hareket etmek ister.

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bölge Merkezli Dış Politikası"nı esas alan Avrasyacı bir politika Türkiye'nin biricik çıkış yoludur.

Nerede "Nato" varsa orada Amerika'nın karanlık eylemleri var olagelmiştir.

Türkiye "Nato" üyesi olarak kaldığı müddetçe teröre karşı mücadelede sonuç alamaz.

GÜNDÜZ, Asım:

Sakarya Savaşı bir ölüm-kalım savaşı, bir subay savaşıydı. Onlar, Rum Patriki'nin beyannameleri ve Kral Hrisostomos'un kutsal asası ile Sakarya önlerinde iken, bizim Padişahımız ve Halifemiz ise son vatan topraklarını savunanlara "Celali" deyiminden iki harfi değiştirerek "Kemali" diyor ve hepimizi ölüme mahkum ediyordu. (Batı Cephesi Kurmay Başkanı-Albay)

Güney Amerika Atasözleri:

Kelimeler böler, eylemler birleştirir.

GÜNEY, Yılmaz:

Düşerken iki şeyi asla unutma! Kimin seni ittiğini ve kimin seni tutmadığını... Ayağa tekrar kalkınca lazım olacak!

Geldiğin yeri unutursan gideceğin yolda kaybolursun!

Onlar bir tavuk çalanı aşağılayarak "Hırsız!" diye suçlarken, bir kalem oyunu ile milyonları yutanı "Beyefendi" diye selamlarlar.

Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrudan vazgeçtiyseniz, o fiyata satıldınız demektir!

Sanırım ben Türkiye'nin yasını tutuyorum.

Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz ya da bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boyun eğerek şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir.

Yeşilçam sinemasını yerle bir etmek istiyorum, tozunu savurmak istiyorum.

GÜRBİLEK, Nurdan:

Bir zaman gelir, çocuk için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç. Tam olarak ne zaman yaşarız bunu? Evin dışarıya karşı bir sığınak olduğu kadar bir engel olduğunu fark ettiğimiz an mı? Evin geçici, ana-babamızın güçsüz, ölümlü olduklarını sezdiğimiz an mı? Yoksa evin bize bir iç dünya bağışlarken aynı zamanda büyük bir iç sıkıntısı da verdiğini, bu iç dünya olmanın bedelinin bu iç sıkıntısı olduğunu fark ettiğimiz an mı?

GÜRBÜZ, Koray:

Adalet getirmeyen yasa, yasa değildir. Adalet getirmeyen düzen de düzen değildir.

Milletin manevi gücünü birleştiremeyenler hiçbir savaşı kazanamazlar.

Türkiye'nin her alanda yaşadığı en önemli sorun; işini iyi yapan, konusunda uzman, hak ettiği için o konuma yükselmiş insan sayısının azlığıdır. Liyakat denilen ve aslında "hak edenin hak ettiği noktaya gelmesi" demek olan sistem nereden bakarsanız bakın yok olmuş durumda... Orduda, emniyette, bürokraside hatta sanatta bile liyakati hakim kılamayan devletler güçlü devletler olamazlar!

GÜRBÜZ, Mahir:

Toprak artırılamayan, yitirilen, bozulan kıt bir kaynaktır. Bu nedenle toprak kullanımının planlanması gereklidir.

Toprak canlı ve doğal bir kaynak olup değeri ölçülemez. Arazi ise, toprağın toplumsallaşmış ve ekonomikleşmiş bir formudur.

GÜRBÜZ, Servet:

Acelen varsa; zaman hızlanır, herşey yavaşlar.

Açılan iki kol arasına sığmayacak dünya yoktur.

Aslan, gücünün bir kısmını karşısındaki avının korkusundan alır.

Aynı günler birbirini götürür. Farklı günlerinizi toplayıp, yaşadığınız gün sayısını bulun.

Bugüne, geçmişten ya da gelecekten bakabilseydik anlardık yaptığımız kötülüklerin anlamsızlığını...

Dişine göre, pençesine göre, boynuzuna göre bakar canlılar.

GÜRCAN, Fethi:

Bir babanın çocuklarına verebileceği en büyük hediye annelerini sevmektir.

Büyük adım atmaktan korkmayın... Uçurumu küçük sıçramalarla geçemezsiniz.

Türk halkının kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir.

GÜRDENİZ, Cem:

Cehaletin, bilginin üzerinde değer gördüğü toplumlar, tarihten ders almak yerine, topluca acı çekmeye yatkındırlar.

Türk insanı çocukluktan itibaren denizciliğe teşvik edilmeli, deniz korkusunu sevgiye ve tutkuya dönüştürmek için devlet desteği ile yüzme öğretilmeli; Türkiye genelinde ilköğretim çağından itibaren okullarda denizcilik bilinci aşılamasına yönelik müfredat düzenlemesi yapılmalı, su sporları ve yelkencilik faaliyetleri geliştirilmelidir.

Türkiye'nin uygarlaşması, denizcileşmesi ile doğru orantılıdır.

GÜRER, Mehmet Cevad Abbas:

Atatürk ile askeri ulaşımın köhne bir motoru ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk. Atatürk'ün zarif dudaklarından "Geldikleri gibi giderler!" cümlesini işittiğim zaman, mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliği derhal unutmuştum.

GÜRKAYNAK, Muhittin:

Dans; atan bir kalbin, ritim verdiği her adımdadır.

Dans; dil, din, ırk ayrımcılığını ortadan kaldıran faktörlerin başında gelmektedir.

GÜRSEL, Cemal:

Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk!

GÜRSES, Müslüm:

Güzelmiş, çirkinmiş ne fark eder ki; deli gibi sevmek ruhumuzda var...

GÜRTUNA, Ali Müfit:

Kentlerimizde yapılan en büyük hata yüksek yoğunluklu yapılaşmadır. Kentin her boş alanına çoğunlukla da devlet eliyle yüksek yapılar inşa edilmesi ile kentin nüfusu çoğaltılmaktadır. Halbuki nüfus artışı ile sorun artışı aynı oranda olmayıp nüfus yüzde yüz çoğalırsa sorunlar yüzde bin artmaktadır.

GÜVEN, Saim:

Keşke pin kodunu üç kere yanlış girince kilitlenen telefonlarımız gibi, kalplerimiz de üç kere yanlış insanları sevince kilitlense...