ÖCALAN, Abdullah:

1920'lerde Kürtler, "Ulusal Kurtuluş Savaşı"na bir kardeş olarak katılmışlardır. Sonrasında Kürtler üzerinde iyice gelişen feodalite hem Kürtleri perişan etti hem de Türkiye'ye büyük zarar verdi. (20.12.2013)

Anayasal vatandaşlığa dayalı bir devlet, bir soy devleti değil, vatandaşlık devletidir. (20.12.2013)

Ben öyle halis muhlis Kürt değilim, Türk'ten daha iyi Türk hissederim. (20.12.2013)

Bütün Türkiye ile demokratik birliktelik demek, "Cumhuriyet" demektir. Bu, sonuna kadar Türkçülükle bağlantılıdır. (20.12.2013)

Cumhuriyet halkın idaresi değil midir? Ağalar, şeyhler, tarikatlar demek değildir. (20.12.2013)

"Cumhuriyet"in kuruluş felsefesi "Misak-ı Milli" ile bağlantılıdır. (20.12.2013)

Feodal, aşiretçi ve dinci yapılanma kırılırsa, o zaman inanılmaz gelişme olacaktır. (20.12.2013)

Feodalite meselesini küçümsememek gerekir, Türkiye'deki demokrasiyi de zehirleyen budur; feodalitenin ilişkiler yumağıdır. (20.12.2013)

Feodalite öyle bir çürüme yaratmış ki gerçekten halka nefes aldırmamış... (20.12.2013)

Küçük bir devlet kurulmak istendiğinde bunu hiç kimse kabul etmez; velev ki kurduk, dağın başında bu devletin hiçbir şekilde gelişme şansı yoktur. (20.12.2013)

Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar. (16.02.1999)

Mesela, Hakkari'de eskisinden daha fazla Türkçe öğretilmeli; bakın Kürtçe değil, Türkçe diyorum. Her bakımdam İstanbul Türkçesi olsun. (20.12.2013)

Mükemmel Türkçe merkezli, yani bir kısmı Arapça, bir kısmı da Kürtçe bilen, ana ekseni herkesin Türkçe konuştuğu bir nüfus Türkiye'nin en büyük zenginliği olacaktır. Bununla İran'a, Arabistan'a, Türkmenistan'a ve hatta Afganistan'a kadar etkili olabiliriz. (20.12.2013)

Neden ayrılma gereği doğsun ki, ekonomik olarak hiçbir gereği yok; dikkat edelim, tam tersine dağlarda ekonomi falan kurulamaz, iki sosyal zenginlik desem zaten içiçe geçmişiz. Hiç kimse bu sosyal dokuları parçalayamaz; parçalarsa bir gövdenin kolunu koparmış gibi olur. Bu gerçekten çok anlamsızdır, koparsa siyasal olarak daha geri bir duruma düşeriz. (20.12.2013)

Türk ulusu ağacın asıl köküdür, Kürtler büyük bir dalıdır, Çerkezler küçük bir dalıdır. Çürümüş dalı temizleyip düzgün bir aşı ile bu dalı tekrar filizlendireceğiz. (20.12.2013)

Türkiye'de zaten demokrasi var, isteyen istediği partiyi kurabiliyor. (20.12.2013)

Türkiye'nin tarihinden daha büyük bir gücü kendimiz yaratalım, Türkiye'nin kullanabileceği bir güç yaratalım, Türk-Kürt kardeşliğini yeniden düzenleyelim. (20.12.2013)

ÖLÇEN, Ali Nejat:

Türkiye'de gerici ve tutucu kadrolar ve onların siyasal partileri, bilimsel açıdan tam bir ikircilik ve yüzsüzlük içindedirler. Dine saygılı olmadan prototip din olgusunu yeniden yaratmaya çalışırlar ve eğitimi buna göre koşullandırmayı yöntem olarak ele alırlar. Çünkü o kadroların gereksinim duydukları kitleler soru sormayan, sorgulamayan ve inançlarını düşüncenin denetiminden geçirmeyen bireylerden oluşmalıdır. Dogmalara başka türlü bağlı kalınmaz. O nedenledir ki Mustafa Kemal Atatürk'ün "Cumhuriyet"in evrensel ilkelerine ve yapılandırdığı demokratik, laik ve ulusalcı devlet modeline karşıdırlar. Siyasal iktidara ortak oldukları zaman, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden söz ederek ilk önce "Milli Eğitim" sistemini ters yüz etmeyi amaç alacaklardır.

ÖMA:

Hayatta en anlamlı kelime "biz", en anlamsız kelime ise "ben"dir.

ÖMER bin Abdülaziz:

Ey insanlar; bize dost olmak isteyenler şu beş şeyi yapsınlar, yoksa bize yaklaşmasınlar: Bize gereksinimini söylemeye gücü olmayanların gereksinimlerini belirtsinler, bize ellerinden geldiği kadar yardım etsinler, yönelmeye çalıştığımız hayra kılavuzluk etsinler, kimseyi aldatmasınlar, kendilerini ilgilendirmeyen işlere karışmasınlar.

ÖMER Faiz Efendi:

Avrupalı memleketlerden her şeyi alalım, hatta müslümanlığı bile! Evet, müslümanlığı dahi bu memleketlerden alalım; çünkü onlar, ilim, irfan, medeniyet, çalışkanlık, adalet, müsavatları ile müslümanlığın asıl emirlerini, hıristiyan oldukları halde tatbik ediyorlar, yani bilmeden hidayete mazhar olmuşlar. Böylelikle “diyar-ı küfür” olarak onlardan en çok tehaşi ettiğimiz, çekindiğimiz ve sakındığımız sebep aslında mevcut değil… Bunu idrak edersek gerisi kolay, çünkü biz Osmanlılar, medeniyet, refah ve ümranın bizler için nasıl manevi ve dini vazife-i asliye olduğunu idrak etmeliyiz. Cehaleti bırakıp ilmi, iptidailiği bırakıp medeniyeti, tembelliği bırakıp çalışkanlığı, el emeği biçareliğini bırakıp makineyi, şehirlerde ve köylerde pisliği bırakıp temizliği, üfürüğü bırakıp ilacı, deveyi bırakıp treni, yelkeni bırakıp uskurlu gemiyi alır, kadın-erkeğimizle birlikte ve beraber bir tam millet olursak hem dinimizin, hem devletimizin bekasını ve izz-ü şan ile devamını temin ederiz. Evvela buna karar verelim, bunun asli ve ulvi vazifemiz olduğunu idrak ve kabul edelim, gerisi kolay...

ÖNDER, Dilek:

Herkes hayatında mutlaka en az bir kere, en fazla da bir kere evlenmelidir.

ÖNDER, Ömür:

Barışın ve mutluluğun sağlanması için adalet; olmazsa olmaz koşuldur.

Birbirlerine güvenmeyenler, birbirlerine içten olamazlar; giderek toplumsal gelişimi gerçekleştirme sürecine katılamaz ve toplumsal gelişimin doyurucu sonuçlarını paylaşamazlar.

ÖRS, Yaman:

Bilim düşmanı siyasal gericinin, istediğini elde etmek uğruna başvurmayacağı yol, girmeyeceği kılık, kullanmayacağı araç neredeyse yok gibidir.

ÖYMEN, Onur:

Türkiye'nin kimliği değiştirilmek isteniyor. Bu tehlikenin farkına varmak, ulusal çıkarlarımızı korumak ve savunmak gerekir.

Ülkemizin düşmanlarını asıl korkutan laikliktir. Laikliğe özellikle sahip çıkmak gereklidir.

ÖZ, Erdal:

Bugünkü kuşak bizden oldukça değişik, bambaşka özellikler taşıyor. Bakıyorsun, çocuğun doğum tarihi 1950 ya da 1951. Almış eline silahı, eyleme girişivermiş. Suç bu çocukların mı? Değil, hiç değil. Geçmiş kuşakların sorumluluğunu da bu kuşak yüklenmiş. Bizim kuşak başka türlüydü. Biz edebiyattan falan geldik buraya. Fakülte kantininde edebiyat tartışırdık.

ÖZAKMAN, Turgut:

Adam İngilizin dokuduğu kumaştan elbiseyi giyiyor, Alman malı lokomotifin çektiği trene biniyor, namaz vaktine ne kadar kaldığını cebindeki İsviçre malı saate bakarak kestiriyor, Rus unundan yapılan ekmeği yiyor; ama şapkayı giyince kafir olacağını sanıyor.

Avrupa'da ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan vardır. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder vardır. Ama yokluk, yoksulluk içinde ikisini birden başarmış tek bir kişi vardır: Atatürk... Sıfır imkanla işgal edilen vatanını kurtarmış, emperyalizmi ve yardakçılarını yenmiş, ükesini tam bağımsız yapmış, bununla kalmamış milletini çağdaşlaştırmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, halkını uyandırmak, kalkındırmak için devrimler gerçekleştirmiş, bir doğu ülkesinde demokrasinin kapısını açmış böyle bir önder, bilge, millet atası hiçbir ülkenin tarihinde yer almıyor. Yabancılar işte bu yüzden Atatürk'e saygımızı anlayamıyorlar.

Batının bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandırıcı, pis bir yüzü var. Yalnız güzel yüzüne mağlup olup da, pis yüzünü hazmetmemize imkan yok. Türkiye, batının bu pis yüzünü çok yakından gördü. Ya kendi yaptı bu pisliği ya da birilerini paralı asker olarak tuttu, onlara yaptırdı. Onun için biz, emperyalizmin ne olduğunu bilmeyenlere ders verebilecek bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazık ki emperyalizm, bir sol terimdir diye söylenemez oldu.

Gençler; emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yalancılara çiğnetmeyin!

İstiklal Savaşı dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir.

ÖZAL, Turgut:

Benim memurum işini bilir.

Bir defa delmekle "Anayasa"ya bir şey olmaz.

ÖZBEK, Uğur:

Ülkemizde akraba evliliklerinin yaygın olması nedeniyle nadir hastalıklar Avrupa ve Amerika'ya göre çok daha fazla görülmektedir.

ÖZBEKİSTAN Atasözleri:

Bir adam köprü yapar, bin adam üstünden geçer.

İğne kadar delikten, deve kadar soğuk girer.

ÖZBEY, Hasan Basri:

Türban, kadına özgürlük değil, cariyelik ve köleliktir.

Türban, kadını orta çağın karanlık kuyularına atmaktır. Kadınlarımızı, çarşafın veya türbanın içine sokmak, onların bilinçlerini ve ruhlarını hapsetmektir.

ÖZDEMİR, Coşkun:

Cumhuriyetin devrimci atılımlarının çok partili düzene girişimizle birlikte baltalanması, aydınlanmanın önünün kesilmesi, özgür ve bilinçli insan yetişmesini engellemiştir.

Doğaldır ki dinci ve şeriatçılar Atatürk'e ve O'nun öncülüğünü yaptığı devrimlere ve aydınlanmaya karşıdırlar. Çünkü onlara göre tek doğru İslamın -kendi yorumlarına göre- hem birey, hem toplum için getirdiği kurallardır. Buna karşı olan her yasa, her kural bidattır, küfürdür.

Sağlıklı insanlar kendilerine güvenen, özgürce düşünüp karar verebilen, tercihlerini bağımsızca yapan insanlardır.

Yurtsever aydınlara büyük görev düşmektedir: Onları, toplumu yeniden sağlığına kavuşturmak gibi çok önemli bir tarihi misyon beklemektedir.

ÖZDEMİR, Emin:

Bir şiiri aşağıdan yukarıya doğru okuduğunda, eğer yukarıdan aşağıya okuduğundaki lezzet bozuluyorsa, o, şiirdir!

ÖZDEMİR, Yusuf Ziya:

Öğrencilerin karşı cinse ilgi duyması elbette doğaldır. "Köy Enstitüleri"nde de bu ilgi vardı. Fakat bunun sınırı ve ölçüsü konusunda okul idaresi de, öğrenciler de çok hassas davranıyorlardı. Aşırı bir davranış asla söz konusu değildi. Hatta bu karma eğitimin erkekler üzerinde çok olumlu etkisi oluyordu. Erkekler daha düzgün giyiniyor, daha kibar oluyor, argo sözcükler ve özellikle küfür kullanılmıyordu.

ÖZDEN, Yekta Güngör:

Atatürk düşmanlığı Türkiye düşmanlığıdır!

Hak arama özgürlüğü olmayan bir toplumda demokrasi olamaz.

Ne altın gemi, ne gümüş gemi, önemli olan dostluk gemisi...

ÖZDİL, Yılmaz:

Doğruları konuşmak için en az iki kişi gerekir. Biri doğru söyleyen, biri doğru anlayan...

Elinde her türlü imkan varken sadece Atatürk demokrasiyi tercih etti.

Her başarısız kadının önünde takoz gibi bir erkek vardır.

ÖZEL, İsmet:

Aşkta her şey düzdür. Aşkla her şey düzelir. Düz değilse aşk değildir, düzgünleştirmiyorsa aşk değildir.

Hayal, ipleri elden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, o ipin ucu sizin elinizden bir kaçtı mı, hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz, ama bir başkası yaşıyor.

ÖZEL, Mehmet:

Bizim milletimiz ekmeğin üzerine basmaz ama, insanının üstüne basmakta üzerine yoktur.

İnsanlar alışkanlıkları üzerine yaşarlar ve alışkanlıklarını değiştirebildikleri ölçüde daha etkili olurlar.

ÖZEREN, Alp:

Bilgi, bütünün hayrına kullanıldığında anlam, önem ve değer kazanabilir.

ÖZHAZDAY, Nedi:

Hayat; önüne gelen fırsatları değerlendirip kullanan cesur insanların sahnesidir. Korkaklara yer yoktur. Korkaklar sadece sahneyi tamamlayan dekorlardır.

ÖZKALE, Durmuş Ali:

Algılama, yorumlama kişinin bilgi ve kapasitesine bağlıdır; her kişi bunu farklı yapar, bazıları hiç yapamaz.

Aşk; bir ırmağın akması, bülbülün şakıması, sevginin kanat takıp uçmasıdır.

Bir gül koklamadan bir ömür bitti.

Bir kadın kocasının dışarıda aslan, içeride kedi olmasını bekler.

Bir kadının yaptığı en güçlü anlaşma şeytanla yaptığı anlaşmadır.

Dört mevsimi yaşar gibidir dünyevi aşık.

Erkeğin mutluluğu mutfaktan ve yatak odasından, kadınınki ise erkeğin cüzdanından ve gönül odasından geçer.

Evde bir kadın vardır; ister buyurmaya fırsat bulsun, isterse buyruk altında ezilsin dursun.

Gönlü güzel olanın yüzü de güzel olur, sözü de.

Güzelliğin kaynağı aşkla yanmış gönüldür.

Her kadının en son başvuracağı silah masum görünüp döktüğü gözyaşlarıdır.

Sevgi yüceltir, aşk göklerde uçurur.

Susarak konuşan bir aşıkım ben.

Şaşmaz bir pusuladır aşk, gönlünün istediği yere götürür.

ÖZKAN, Metin:

Eleştiri yapabilmek bilgi, fikir ve görgü ister.

Eleştiriye açık insanlar daha çabuk gelişirler.

ÖZKAN, Tuncay:

Umut ve sevgi olmadan asla olmaz. Mutluluğunuzu hep koruyun...

ÖZKÖK, Ertuğrul:

Adalet herkes için geçerlidir ve herkese lazımdır.

Komşunun evindeki cama atacağın taş, bir bumerang kayası olarak sana geri gelir.

ÖZLÜ, Tezer:

Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman daha güçlüydü.

Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum.

Neden edebiyat? Yeryüzüne dayanabilmek için...

Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum.

ÖZOK, Arzu:

Aklın sınırı elbette olabilir. Bu ancak bireyin kendi aklının sınırlı olduğunu düşünmesi ve bu nedenle de baştan sınır koymuş olmasındandır. Herkesin özgür iradesi vardır. Ben özgür irademi, "aklımı her türlü bilgiye ve her türlü olabilirliğe açık tutmak" yönünde kullanıyorum ve bu da beni düşüncelerimde, duygularımda ve inançlarımda özgürleştiriyor. Sadece "ben" olarak kalmamı sağlıyor.

ÖZTEKİN, Hikmet Anıl:

Güneş parlarken herkes seni sevebilir, ama gerçekten seni kimin umursadığını fırtınalar estiğinde anlarsın.

Herkes doğru insanı bulmaya çalışıyor, ama kimse doğru insan olmaya çalışmıyor.

ÖZTÜRK, Yaşar Nuri:

Batı, akılla kucaklaşarak başarıyı yakaladı ve dünyanın efendisi oldu. Çünkü akıl ona varlık ve dünyaya hükmedecek hüccetleri kazandırdı. Sarıklı despotizmin ceberrutu altında kıvranan İslam dünyası ise hüccet yaratma gücüne ulaşamadı.

Din, Tanrısal iradeyi saptıran dincilik tarafından insan hakları aleyhinde bir kuruma dönüştürülmüştür.

Dinler tarihinin en büyük tahrifata maruz kalan dini İslam'dır.

Dünyanın 'dincilik' diye şikayetçi olduğu bela, aslında Kuran'ın, büyük zulüm ve en büyük düşman ilan ettiği şirkin ta kendisidir. Dincilik maskeli, sinsi bir şirktir. İslam Peygamberi'nin, 'Ümmetim adına en çok korktuğum şey' dediği de işte budur.

Düşmana karşı savaşmış din adamı da vardır, düşmanla bir Atatürk'e karşı savaşmış din adamı da... Sorun dinde değil, adamdadır.

Eyy yobazlar alemi; Atatürk'e saldırmak daha kaliteli bir dindar olduğunuz değil, daha kaliteli bir şerefsiz olduğunuz anlamına gelir!

Gazi Mustafa Kemal laikliği getirerek, Allah ile aldatmanın, yani din üzerinden sergilenecek namussuzlukların yolunu kesti. Laiklik ve Mustafa Kemal denince mızrak yemiş vahşiler gibi böğürüp bağırmalarının sebebi budur.

Haram yiyen pis bir ağızla çekilmiş bir besmele Allah'a hakarettir.

İslam tarihinde vücud verilen sapma ve saptırmaların en acımasızları, hatta en zalimleri kadınlar ve kadın hakları ile ilgili olanlardır.

İyi insan olmak için müslüman olmak gerekmiyor, ama iyi bir müslüman olmak için iyi insan olmak gerekli...

Laiklik ne bir ideoloji, ne bir din ne de bir felsefedir. Laiklik, hiç kimsenin hiçbir kitleyi Tanrı adına yönetme yetkisinin olmadığı temel tezinden hareketle ve bu tez doğrultusunda insanı sadece 'insan' olarak saygı görmeyi esas alan, hiç kimseye inancı yüzünden farklılık tanımayan bir sosyal-hukuksal tavır ve harekettir.

Mustafa Kemal'i anlamadan ne bu ülkenin kurtulması mümkündür ne de İslam dünyasının...

Müslüman dünyanın kara talihini aydınlığa çevirmenin kestirme yolu, sarıklı takkeli despotizmi aşmaktır. İnsanlık o despotizmden önce kipalı ve istavrozlu despotizmle boğuştu.

Müslümanlık namazsız olur, ama ahlaksız olmaz!

Ülkemize yöneltilen tehdidin esası daima din üzerinden yürütülmüştür. "Kurtuluş Savaşı"nda hezimete uğrayan Batılı güçlerin, "Kurtuluş Savaşı"ndan ve Türk milletinden almak istedikleri intikamı yıllardan beri din üzerinden oynanan oyuna bağladıklarını hepimiz bilmekteyiz. Bu oyun, daha "Milli Mücadele" verilirken oynanmaya başlandı. Bu hıyanetin içinde, hatta başında 'şeyhülislam' lakaplı adamlar bile vardır.

Yobazın olmadığı her yer cennettir! Kadın yaktınız, ozan yaktınız, köpek yaktınız, orman yaktınız. Siz varken başka cehenneme gerek yok!

ÖZÜERMAN, Tülay:

Demokrasinin ne olduğu konusu giderek muğlaklaştırılsa bile, insanı aşağılayan totaliter uygulamaları reddedecek, insanı öne alan birikimi var dünyanın...

Günümüzde "korku"nun yaşamın bir parçası haline getirilmesi sürecini içgüdüsel bir alışkanlığa dönüştürmeden reddetmek için pek çok nedenimiz var.